Politis köşe yazarı Antonis Polydorou, “Adalet olmadan demokrasi olmaz” başlıklı bugünkü köşe yazısında, Aziz Augustinus’un sözünü anımsatarak, “Adalet yoksa, iktidar örgütlü bir soygundan başka nedir ki?” diye sordu.
Güney Kıbrıs’ta yatırım karşılığı vatandaşlık uygulamasının sona ermesine yol açan El Cezire’nin skandal videosuna ilişkin davanın başlamasından beş yıl sonra, videonun iki Kıbrıslı Rum baş aktörünün suçlamalardan beraat ettiğini ve bunun altın pasaport skandalı kapsamında mahkemede sonuçsuz kalan üçüncü dava olduğunu hatırlatan yazar, mahkeme kararına göre iddia makamının ekonomik kriterlerin nihai denetimiyle ilgili kritik tanıkları çağırmadığını, ayrıca banka hesaplarının mahkemeye sunulmasının da talep edilmediğini belirtti.
Polydorou bu kararın, kurumların adalet dağıtma konusundaki yetersizliğini doğrulayan bir dizi kararın devamı olduğunu savundu. Ne zamanında ülkenin ekonomik çöküşü için ne de Kıbrıs Kooperatif Bankası’nın iflası için tek bir mahkûmiyet kararı çıkmadığını, aynı şeyin altın pasaport skandalında da yaşanacağı görüldüğünü kaydetti.
'Kollarını adalet sistemine kadar uzatmış ‘tartışılmaz’ bir çıkar ağı'
Antonis Polydorou şöyle devam etti:
“Sanki bütün sistem karşılıklı örtbas konusunda sessiz bir uzlaşmaya varmış gibi. Her gün ortaya çıkan çarpıcı ifşalar nadiren cezaya yol açıyor ya da sisteme dokunuyor. Keyfilik ve cezasızlık neredeyse tamamen güvence altına alınmış görünüyor. Zaten az sayıdaki dava mahkemeye taşındığında da sanıklar beraat ediyor. Hatta usulsüzlüklerin kayda geçirilip mahkûmiyetle sonuçlanmaması neredeyse kural haline geliyor.
'Mahkemeye taşınmayan ya da mahkemede düşen onlarca dava'
Bugün toplumda hakim olan görüş, kurumların çalışmadığı ve adaletin yerine getirilmediğidir. Daha kötüsü ise, Başsavcılık ve mahkemelerin adalet dağıtamamasının yalnızca yetersizlikten değil, devletin ve adalet mekanizmasının büyükleri ve kendi çevresini korumaya yönelik bilinçli bir tercihi olduğuna dair kanaatin yerleşmesidir. Kollarını adalet sistemine kadar uzatmış “tartışılmaz” bir çıkar ağından söz ediliyor. Bu görüş keyfî değildir. Aksine, çoğu zaman kabul edilemez yöntemlerle ya mahkemeye taşınmayan ya da mahkemede düşen onlarca davaya dayanmaktadır.”
Bu algının, kamuoyu nezdinde itibarı zedelenmiş olan Nikos Anastasiadis’in görevdeyken Başsavcılık makamının iki pozisyonuna yakın çalışma arkadaşlarını atamasıyla daha da güçlendiğini ve şüpheyi artırdığını ifade eden yazar, “Ama asıl onların görevdeki tutumları bu kuşkuyu pekiştirdi. Bugün, konumlarını kötüye kullanarak ülkeyi zor durumda bıraktıkları kayda geçen siyasetçiler, emekli ikramiyeleri, makam araçları ve sekreterlerle ödüllendirilmeye devam ediyor. Ve karşı saldırıya geçmeye hazırlanıyorlar. Bu da kamuoyunda adaletin ya işlemediği ya da sisteme dokunmadığı izlenimini yaratıyor” diye yazdı.
Kamu servetini yağmalayanların bunu cezasız biçimde sürdüreceğine dair inancın yerleşmesiyle, hukuk dışılığın egemen olduğu bir ortamda demokrasinin ortadan kalkacağını yazan Antonis Polydorou, “Sisteme yönelik değersizleştirmenin neredeyse genel kabul gördüğü bir dönemde, yargı yalnızca sorumluluklarının ağırlığını taşıyamaz görünmekle kalmıyor; aynı zamanda kurumların tümünün güvenilirliğinin tamamen çökmesine yol açan bir durumun parçası ve hatta öncüsü gibi görünüyor” ifadelerini kullandı.
Kaynak: Politis
Bu makalenin Türkçe çevirisi, ChatGPT yardımıyla Rumca metin ve İngilizce çeviriyle karşılaştırılarak hazırlanmıştır.











Yorumunuz