İkinci Dünya Savaşı’nın sona ermesinin üzerinden 80 yılı aşkın süre geçerken, savaş sonrası dönemde militarizmden uzak durmayı tercih eden Almanya ve Japonya, değişen küresel güvenlik dengeleri nedeniyle yeniden silahlanma sürecine girdi. Bir zamanlar Mihver Devletleri olarak aynı cephede savaşan iki ülke, bugün Rusya, Çin ve Kuzey Kore kaynaklı güvenlik tehditlerine karşı savunma kapasitelerini güçlendirmeye çalışırken, askeri iş birliğini de derinleştiriyor.
Berlin ve Tokyo arasındaki yakınlaşma, yalnızca diplomatik temaslarla sınırlı değil. İki ülke son yıllarda savunma sanayii alanında teknoloji paylaşımını artırırken, insansız hava araçları, helikopter sistemleri ve diğer askeri teknolojiler konusunda ortak çalışmalar yürütüyor. Uzmanlara göre bu iş birliği, İkinci Dünya Savaşı dönemindeki saldırgan ittifak anlayışından farklı olarak savunma temelli yeni bir ortaklık modeli oluşturuyor.
ABD’ye bağımlılık sorgulanıyor
Savaş sonrasında güvenliklerini büyük ölçüde Amerika Birleşik Devletleri'nin sağladığı koruma şemsiyesi altında sürdüren Almanya ve Japonya, son yıllarda Washington’ın dış politika yaklaşımındaki değişimler nedeniyle yeni arayışlara yöneldi.
Özellikle Donald Trump yönetiminin Avrupa ve Asya’daki güvenlik taahhütlerine ilişkin zaman zaman belirsizlik yaratan açıklamaları, iki ülkede de savunma politikalarının yeniden değerlendirilmesine yol açtı. Bunun yanında Rusya’nın Ukrayna’yı işgali ve Çin’in giderek daha iddialı bir askeri güç haline gelmesi, Berlin ve Tokyo’nun tehdit algısını önemli ölçüde değiştirdi.
Boston Üniversitesi'nden Japonya ve Almanya uzmanı Prof. Thomas Berger, iki ülkenin "belki de 20. yüzyılın en büyük felaketi"nden (İkinci Dünya Savaşı) sorumlu olduğunu ve yenilgilerinin "imparatorluk ve militarizasyon konusundaki ideallerini ve inançlarını paramparça ettiğini" söylüyor.
Her iki ülkenin de ABD tarafından yalnız bırakılabilecekleri yönünde ciddi kaygılar taşıdığını belirterek, bu durumun yeniden silahlanma sürecini hızlandırdığını ifade ediyor.
Almanya savunma bütçesini artırıyor
Almanya Başbakanı Friedrich Merz'in göreve gelmesinin ardından Berlin yönetimi, askeri harcamaları artırmak amacıyla kamu borçlanmasına ilişkin bazı kısıtlamaları gevşetti. Yapılan planlamalara göre Almanya'nın birkaç yıl içinde savunma harcamalarının Fransa ve İngiltere'nin toplam savunma bütçesini aşabileceği değerlendiriliyor.
Almanya'da yapılan son kamuoyu araştırmaları da toplumun önemli bir bölümünün bu değişime destek verdiğini gösteriyor. Anketlere göre Almanların çoğunluğu dünyayı Soğuk Savaş döneminden daha tehlikeli görüyor ve savunma bütçesinin artırılmasını destekliyor.
Bununla birlikte ülke halen profesyonel asker bulmakta zorlanıyor. Uzmanlar, Berlin'in gelecekte zorunlu askerlik gibi tartışmalı uygulamaları yeniden gündeme getirebileceğini değerlendiriyor.
Japon Anayasası savunma amaçları dışında silahlı kuvvet bulundurmayı yasaklıyor
Japonya’da da benzer bir dönüşüm yaşanıyor. Başbakan Sanae Takaichi yönetimi, ülkenin savaş sonrası dönemde benimsediği birçok güvenlik kısıtlamasını gevşetmeye başladı.
Tokyo yönetimi son dönemde Çin'e ulaşabilecek uzun menzilli füze sistemlerini ülkenin güney bölgelerine konuşlandırırken, savaş sonrası dönemde yürürlükte olan silah ihracatı yasaklarını da kaldırdı. Japonya ayrıca Avustralya ile 6,5 milyar dolarlık savaş gemisi anlaşması imzaladı ve Filipinler ile Endonezya’ya askeri ihracat seçeneklerini değerlendiriyor.
Takaichi yönetimi, bu politikaların Çin ve Kuzey Kore'den kaynaklanan tehditler nedeniyle zorunlu olduğunu savunuyor. Japon Başbakanı, ülkesinin son 80 yılın en karmaşık güvenlik ortamıyla karşı karşıya bulunduğunu belirterek, hiçbir ülkenin artık güvenliğini tek başına sağlayamayacağını ifade ediyor.
Hem Almanya hem de Japonya, II. Dünya Savaşı'nın yıkımından sonra harap olmuş şehirleri yeniden inşa etmeye ve ekonomik büyümeyi canlandırmaya odaklanarak ortaya çıktılar. Bu durum, ABD ve diğer müttefiklerin vatandaşlarının güvenliğini sağlama yükünün büyük bir kısmını üstlenmelerine olanak sağladı.
Almanya ikiye bölündükten sonra, Amerika Birleşik Devletleri büyük askeri üsler kurdu ve Sovyetler Birliği ile Soğuk Savaş'ta ön cephe karakolu olan Batı Almanya'ya on binlerce asker yerleştirdi. Hem Doğu hem de Batı Almanya hükümetleri kendi büyük ordularını korudu, ancak Berlin Duvarı'nın yıkılması ve Soğuk Savaş'ın sona ermesinden sonra, birleşmiş ülke savunmaya harcadığından çok daha fazla parayı sosyal programlara harcadı .
Savaş sonrası Japonya, General Douglas MacArthur'un hazırladığı ve Amerika tarafından dayatılan bir Anayasayı benimsedi. Bu Anayasa, Japonları savaştan vazgeçmeye zorladı ve savunma amaçları dışında silahlı kuvvet bulundurmayı yasakladı. Bu durum, ülkenin ordusunun resmi adı olan Öz Savunma Kuvvetleri'nin kurulmasına yol açtı.
Savaştan sonraki on yıllarda, her iki ülkede de barış, diplomasi, serbest ticaret ve kültürel alışveriş ideallerini savunan militarizm karşıtı hareketler ivme kazandı.
Toplumlar ikiye bölünüyor
Her iki ülkede de yeniden silahlanma politikaları kamuoyunda tartışma yaratıyor.
Almanya’da destek oranı yükselirken, Japonya’da militarizm karşıtı kesimler güçlü muhalefet sergiliyor. Tokyo’da on binlerce kişinin katıldığı gösterilerde hükümetin silah ihracatını artırma planları ve yeni güvenlik politikaları protesto edildi. Göstericiler, yönetimin ilerleyen dönemde Japonya’nın savaşı reddeden anayasal hükümlerini değiştirmeye çalışabileceğinden endişe duyuyor.
New York Times'ın haberine göre protestoların bir kısmının düzenlenmesine yardımcı olan 37 yaşındaki Nahoko Hishiyama, Takaichi'nin "politikalarının son derece endişe verici olduğunu, çünkü Japonya'yı askeri bir güce dönüştürmeyi amaçladığını" söylüyor.
Berlin'deki Alman Uluslararası ve Güvenlik İşleri Enstitüsü'nde Japonya üzerine araştırmalar yapan akademisyen Alexandra Sakaki, yeniden silahlanmanın, özellikle yetkililer zorunlu askerlik gibi politikalara yönelirse, Almanya ve Japonya'da zihniyette daha fazla değişim gerektireceğini belirtiyor.
Washington memnun
İlginç şekilde, Almanya ve Japonya'nın yeniden silahlanma süreci Washington'da genel olarak olumlu karşılanıyor. ABD yönetimi uzun süredir müttefiklerinin savunma harcamalarını artırmasını ve güvenlik yükünün daha büyük bölümünü üstlenmesini talep ediyor.
Donald Trump da Almanya'nın savunma bütçesindeki artışı olumlu değerlendirmiş, ancak tarihsel göndermeler yaparak yeniden silahlanan bir Almanya'nın bazı çevrelerde rahatsızlık yaratabileceğini esprili bir dille dile getirmişti.
Kaynak: New York Times













Yorumunuz