İsviçre'de seçmenler pazar günü, İngiltere'nin Brexit oylamasına benzetilen bir referandumda, ülkenin nüfusuna sınırlama getirme önerisini destekleyip desteklemeyeceklerine karar verecekler. Bu oylamanın ekonomi ve ülkenin Avrupa Birliği ile ilişkileri üzerinde geniş kapsamlı sonuçları olabilir.
Sağcı İsviçre Halk Partisi’nin (SVP) öncülük ettiği ve ülkenin kalıcı nüfusunun 2050 yılına kadar 10 milyonun altında tutulmasını hedefleyen girişim, göçün ekonomik ve sosyal etkilerine ilişkin uzun süredir büyüyen tartışmaları sandığa taşıyor.

Fotoğraf: Fabrice Coffrini /AFP

Fotoğraf: Zürih, Stefan Wermuth/Bloomberg/Getty Images
Hızlı nüfus artışının yan etkileri
İsviçre uzun yıllar boyunca ekonomik büyümesini büyük ölçüde nitelikli göçmen iş gücü üzerine inşa etti. Ancak son yıllarda hızla yükselen konut fiyatları, trafik yoğunluğu, kamu hizmetleri üzerindeki baskı ve yaşam maliyetlerindeki artış, göçün ülkeye sağladığı faydaların yeniden sorgulanmasına yol açtı. Referandumun sonucu ne olursa olsun, İsviçre’de yaşanan tartışma Avrupa genelinde büyüyen bir siyasi ve ekonomik sorgulamanın bir yansıması olarak değerlendiriliyor.
2000 yılından bu yana İsviçre’de yabancı uyruklu nüfusun toplam nüfus içindeki payı yaklaşık yüzde 20 seviyesinden yüzde 32,2’ye yükseldi. Bu oran, gelişmiş ülkeler arasında yalnızca Lüksemburg’un gerisinde kalıyor. Aynı dönemde ülke ekonomisi büyüdü, vergi gelirleri arttı ve iş gücü açığı büyük ölçüde göçmen çalışanlarla kapatıldı. Ancak özellikle son yıllarda, bu büyümenin toplumsal maliyetlerinin daha görünür hale geldiği görüşü yaygınlaşmaya başladı.
Grafik: ChatGPT yardımıyla.
İsviçre gelişmiş ülkeler arasında en yüksek yabancı nüfus oranlarından birine sahip
OECD verileri, İsviçre'nin göçmen nüfus yoğunluğu açısından gelişmiş ülkeler arasında dikkat çekici bir konumda bulunduğunu ortaya koyuyor. Ülkede yabancı uyruklu nüfusun toplam nüfus içindeki payı 2014 yılında yüzde 28,1 iken 2024 itibarıyla yüzde 32,2’ye yükseldi. Aynı dönemde Kanada’da bu oran yüzde 20,3’ten yüzde 22’ye, Almanya’da yüzde 12,7’den yüzde 19,1’e, Birleşik Krallık’ta yüzde 12,5’ten yüzde 15,2’ye ve ABD’de yüzde 13,2’den yüzde 14,9’a çıktı. Veriler, İsviçre’nin göçmen nüfus oranında birçok büyük Batı ekonomisinin belirgin şekilde önünde yer aldığını gösteriyor.
SVP’nin “10 Milyonluk İsviçre’ye Hayır” adını verdiği girişim, kalıcı nüfusun mevcut 9,1 milyon seviyesinden 2050 yılına kadar 10 milyonun altında tutulmasını hedefliyor. Teklifin kabul edilmesi halinde nüfus 9,5 milyona ulaştığında hükümetin aile birleşimi ve yeni iltica başvurularına yönelik kısıtlamalar getirmesi gerekecek. Eğer nüfus 10 milyona ulaşırsa, İsviçre anayasal olarak Avrupa Birliği ile yürürlükte bulunan serbest dolaşım anlaşmasını feshetmek zorunda kalabilecek.
“Artık ülkem aynı ülke değil”
İsviçre’de göç tartışmasının merkezinde yalnızca rakamlar değil, toplumun değişen kimliği de yer alıyor. Özellikle son yirmi yılda yaşanan hızlı nüfus artışı, birçok İsviçreli için günlük yaşamın tanınmaz hale geldiği duygusunu beraberinde getirdi. Zug gibi ekonomik açıdan son derece başarılı bölgelerde bile yerel halk, büyümenin bedelinin yaşam kalitesindeki aşınma olduğunu düşünüyor.
Bu büyümeden kimlerin yararlandığı sorusu soruluyor: Konut fiyatları arttı, eski toplumsal doku değişti
Kent merkezlerinde İngilizcenin Almancadan daha fazla duyulması, tarihi mahallelerin yerini apartmanların alması ve konut fiyatlarının yerel halkın erişemeyeceği seviyelere çıkması, göç konusundaki rahatsızlığı besleyen başlıca unsurlar arasında gösteriliyor. Zug eski Belediye Başkanı Dolfi Müller, ekonomik göstergelerin güçlü görünmesine rağmen birçok kişinin kendisini bu büyümenin dışında kalmış hissettiğini söylüyor. Müller’e göre mesele yalnızca ekonomik büyüme değil; bu büyümeden kimlerin yararlandığı sorusu giderek daha fazla önem kazanıyor.
Zug’da doğup büyüyen birçok kişi de benzer duygular taşıyor. Yaklaşık yarım asır bölgede yaşayan iletişim uzmanı Ivo Zimmermann, yükselen konut fiyatları nedeniyle doğduğu şehri terk etmek zorunda kaldığını anlatıyor. Bir zamanlar genç aileler için ulaşılabilir olan Zug’un bugün aile desteği veya yüksek gelir olmadan yaşanması zor bir yere dönüştüğünü belirtiyor. Kentin daha zengin ve daha modern hale geldiğini kabul etse de, eski toplumsal dokunun önemli ölçüde değiştiğini ifade ediyor.
Avrupa’da yükselen göç sorgulanıyor
İsviçre’deki tartışma yalnızca bu ülkeye özgü değil. Son yıllarda Avrupa ve ABD'de göçün ekonomik faydalarına ilişkin geleneksel yaklaşım ciddi şekilde sorgulanmaya başladı. Pandemi sonrası dönemde yaşanan yoğun göç hareketleri, birçok ülkede konut krizlerini derinleştirdi, sağlık ve sosyal yardım sistemleri üzerindeki baskıyı artırdı ve seçmenlerin göç politikalarına yönelik tutumlarını değiştirdi.
Kanada uluslararası öğrenci kabulünü ve geçici çalışma izinlerini azaltırken, İngiltere vasıflı işçiler için maaş eşiklerini yükseltti. Almanya sınır kontrollerini yeniden devreye soktu. ABD ise göçmenlik ve sınır dışı süreçlerini sıkılaştırdı. İsviçre’deki referandum, Batı dünyasında büyüyen bu siyasi eğilimin en dikkat çekici örneklerinden biri olarak değerlendiriliyor.
"Göçmenler yerel nüfustan daha yüksek becerilere sahipse ekonomik ivme sağlayabilir; beceri düzeyleri benzerse etkisi sınırlı kalır"
Ekonomistler arasında da göçün etkileri konusunda görüş ayrılıkları bulunuyor. Kanada’daki Waterloo Üniversitesi’nden Profesör Mikal Skuterud, göçmenlerin yerel nüfustan daha yüksek becerilere sahip olması durumunda ekonomiye güçlü katkı sağlayabileceğini ancak benzer beceri seviyelerinde verimlilik üzerindeki etkisinin sınırlı kalacağını belirtiyor.
OECD verileri de son yıllarda yüksek göç alan birçok gelişmiş ekonomide verimlilik artışının beklenen seviyelere ulaşmadığını ortaya koyuyor.
Ekonomik İşbirliği ve Kalkınma Örgütü'nün (OECD) verilerine göre, verimliliğin bir ölçüsü olan saat başına ekonomik çıktı, Avustralya, Kanada, Almanya ve İngiltere de dahil olmak üzere en büyük sermaye girişlerini alan ülkelerde 2017'den bu yana genel olarak durgunlaştı. Sosyal refah sistemleri baskı altında kalmaya devam ediyor ve işgücü kıtlığı büyük ölçüde sürüyor.
Seçmenlerin baskısı altında, bir zamanlar kapıları ardına kadar açan hükümetler, şimdi sadece sığınmacılara değil, yasal yollarla gelen yüksek vasıflı işçilere de kapıları kapatıyor. Bütçe kaygıları, kültürel çatışmalar ve bir miktar ırkçılık etkili oluyor. Ancak seçmenlerin en büyük endişesi, kökenlerine bakılmaksızın kimin ne kadar hızlı ülkeye geleceği konusunda kontrolün olmaması.
Kanada uluslararası öğrenci kontenjanlarını ve geçici çalışma izinlerini önemli ölçüde azalttı; İngiltere devlete anında mali fayda sağlayan profesyonellere öncelik veriyor
Kanada hükümeti, uzun süredir dünya genelinde göçmenliğe en olumlu bakan kamuoyunun tutumunu değiştiren ciddi bir konut krizi sonrasında uluslararası öğrenci kontenjanlarını ve geçici çalışma izinlerini önemli ölçüde azalttı. İngiltere ise, devlete anında mali fayda sağlayan profesyonellere öncelik vermek amacıyla vize ücretlerini ve vasıflı işçiler için maaş eşiklerini artırdı. Bu adımlar, üç yıldan kısa bir sürede yasal göçmenliği yaklaşık %80 oranında azalttı.
Almanya'da federal hükümet, artan kamuoyu tepkisini yatıştırmak için sınır kontrollerini yeniden başlattı ve sınır dışı işlemlerini hızlandırdı. ABD ise güvenlik soruşturma prosedürlerini artırdı ve yaptırım ve sınır dışı işlemlerini yoğunlaştırdı. Olağanüstü yetenek için verilen EB-1 gibi yüksek vasıflı vize başvurularının reddedilme oranları son aylarda neredeyse iki katına çıktı.
Wall Street Jorunal'ın görüştüğü Londra Ekonomi Okulu'nda ekonomi profesörü olan Alan Manning, göçün siyasetçilere yaşlanan nüfusların yarattığı sorunlarla mücadele etmek için zaman kazandırabileceğini, ancak bu sorunu kalıcı olarak çözmediğini söyledi. Manning'e göre, ülkeye gelen göçmenler de zamanla yaşlandıkları için demografik baskılar tamamen ortadan kalkmıyor. Yaşlanmanın ekonomi üzerindeki etkilerini bütünüyle önleyebilmek için ise gerçekçi olmayan ölçüde yüksek ve sürekli artan göç seviyelerine ihtiyaç duyulacağını belirtti.
Manning, “Göç aslında nüfus artışından farklı değil. Buna bakmanın en basit yolu bu, ancak konuya çok nadiren bu açıdan yaklaşılıyor” dedi. “Birçok insan göçün ekonomi için iyi olduğunu düşünüyor. Ancak aynı kişilere ‘Daha yüksek nüfus artışı ekonomi için iyidir’ deseniz, muhtemelen aynı kolaylıkla ‘Evet, elbette’ cevabını vermezler.”
İsviçre usulü Brexit mi?
Referandumun en çok tartışılan yönlerinden biri, Avrupa Birliği ile ilişkiler üzerinde yaratabileceği olası etkiler. Teklifin kabul edilmesi ve nüfusun belirlenen sınırları aşması halinde İsviçre'nin AB ile serbest dolaşım anlaşmasını feshetmek zorunda kalabilecek olması, iş dünyasında ciddi endişe yaratıyor.
Muhalifler, bunun İngiltere'nin Brexit kararına benzer şekilde ekonomik belirsizlikler doğurabileceğini savunuyor. İsviçre ihracatının yarısından fazlasını Avrupa Birliği ülkelerine gerçekleştirirken, iş gücü ihtiyacının önemli bölümü de Avrupa’dan gelen çalışanlarla karşılanıyor. İş dünyası temsilcileri, serbest dolaşımın sona ermesinin yeni çalışan bulmayı zorlaştıracağını ve yatırım kararlarını olumsuz etkileyeceğini söylüyor.
Tıbbi teknoloji şirketi Ypsomed’in CEO’su Simon Michel, ülkenin temel sorununun göç değil demografik yapı olduğunu savunuyor. Düşük doğum oranları ve yaşlanan nüfus nedeniyle önümüzdeki yıllarda iş gücü eksikliğinin daha da belirginleşeceğini belirten Michel, şirketlerin ihtiyaç duyduğu çalışanlara erişememesi halinde yatırımların başka ülkelere kayabileceği uyarısında bulunuyor.
Referandumu destekleyenler ise bu eleştirilerin abartıldığını düşünüyor. Onlara göre amaç göçü tamamen durdurmak değil, ülkenin göç politikası üzerindeki kontrolünü yeniden kazanmasını sağlamak. İsviçre’nin ekonomik ilişkilerini sürdürürken aynı zamanda nüfus artışını daha etkin yönetebileceği savunuluyor.
Yeni gelenler için gerekli olan yatırımlar ekonomik verimliliği olumsuz etkileyebilir
Göçün ekonomik faydaları kadar maliyetleri de tartışmanın önemli bir parçasını oluşturuyor. Profesör Alan Manning’e göre, hızla artan nüfus yeni yolların, hastanelerin, okulların ve konutların inşa edilmesini zorunlu kılıyor. Bu yatırımlar gerekli olsa da, mevcut nüfusun yaşam standardını yükseltmek veya verimliliği artırmak için kullanılabilecek kaynakların başka alanlara yönlendirilmesine neden olabiliyor.
Referandumu destekleyen siyasetçiler de benzer bir argüman öne sürüyor. Onlara göre şirketler, üretkenliği artıracak teknolojilere yatırım yapmak yerine daha fazla iş gücü ithal ederek büyümeyi tercih ediyor. Bu durum kısa vadede ekonomik büyüme rakamlarını desteklese de kişi başına düşen refahın aynı hızda artmasını engelliyor. Tartışma, toplam ekonomik büyüme ile kişi başına düşen yaşam kalitesi arasındaki farkı yeniden gündeme taşıyor.
Bu görüşe göre göç, toplam ekonomik pastayı büyütse bile elde edilen refahın toplumun tüm kesimlerine eşit şekilde yansımadığı bir model yaratıyor. Özellikle konut piyasasında yaşanan baskı ve altyapı yatırımlarının maliyeti, bu tartışmanın merkezinde yer alıyor.

Grafik: ChatGPT yardımıyla.
Yabancı rekabetin azalmasıyla yerel işçilerin daha büyük fırsatlardan yararlanabileceği savunuluyor
Referandumun destekçileri, yüksek göç seviyelerinin iş piyasasında yerel çalışanların aleyhine sonuçlar doğurduğunu ileri sürüyor. Özellikle Avrupa Birliği ülkelerinden gelen nitelikli iş gücünün ücretler üzerinde baskı oluşturduğu ve şirketlerin yerel çalışanları yetiştirmek yerine hazır iş gücü ithal etmeyi tercih ettiği savunuluyor.
Bu görüşü paylaşanlar, yabancı iş gücüne erişimin zorlaşması halinde firmaların yerel çalışanların eğitimine daha fazla yatırım yapmak zorunda kalacağını düşünüyor.
Ancak muhalifler, iş gücü açığının yerli çalışanlarla kısa sürede kapatılamayacağını ve ekonominin ihtiyaç duyduğu uzmanlık seviyesinin korunabilmesi için göçün gerekli olduğunu savunuyor. Bu nedenle referandum, yalnızca göç politikalarının değil, geleceğin iş gücü modelinin de oylanması olarak değerlendiriliyor.
Yoğun tartışmalara rağmen kamuoyunda dikkat çeken nokta, hem referanduma destek verenlerin hem de karşı çıkanların mevcut göç modelinde bazı değişiklikler gerektiği konusunda ortaklaşması. Ayrışma ise bu değişimin ne kadar sert olması gerektiği konusunda yaşanıyor.
Kaynak: Wall Street Journal













Yorumunuz