Gizliliği kaldırılan ABD, İngiltere ve Birleşmiş Milletler belgeleri, Washington’un Türkiye'nin düzenlediği Kıbrıs Barış Harekâtı'nın yaklaştığını bildiğini; ancak önceliğini NATO müttefikleri Türkiye ile Yunanistan arasında doğrudan savaş çıkmasını önlemeye, Sovyetler Birliği’nin Doğu Akdeniz’de nüfuz kazanmasını engellemeye ve Amerikan vatandaşlarını tahliye etmeye verdiğini ortaya koyuyor.
Türkiye'nin müdahalesinin üzerinden 52 yıl geçerken, ABD’ye, Birleşik Krallık Avam Kamarası’na ve Birleşmiş Milletler’e ait kamuya açılan arşivler, 20 Temmuz 1974 öncesindeki kritik saatleri ayrıntılarıyla gözler önüne seriyor.
Güney Kıbrıs’ın ulusal haber ajansı Kıbrıs Haber Ajansı’nın yayımladığı araştırma, Amerikan ve İngiliz diplomatik telgraflarına, BM Güvenlik Konseyi tutanaklarına, Avam Kamarası zabıtlarına, ABD Dış İlişkileri belge serisine, Washington Özel Eylemler Grubu tutanaklarına, BM Kıbrıs Barış Gücü arşivlerine ve ABD yönetimine ait gizliliği kaldırılan telefon görüşmelerine dayanıyor.
Belgelerin ortaya koyduğu temel tabloya göre Washington, Türkiye’nin askeri müdahale hazırlıklarından ve Ankara’nın hedeflerinden haberdardı. Ancak Amerikan yönetiminin esas kaygısı, Kıbrıs’taki anayasal düzenin nasıl yeniden kurulacağından çok, krizin Türkiye ile Yunanistan arasında NATO’yu sarsacak geniş çaplı bir savaşa dönüşmesini engellemekti.
15 Temmuz darbesinin ardından kriz uluslararası boyut kazandı
19 Temmuz 1974 öğleden sonra, Kıbrıs Cumhuriyeti Cumhurbaşkanı Başpiskopos Makarios’a karşı gerçekleştirilen darbenin üzerinden dört gün geçmişti.
Lefkoşa’da Nikos Sampson’un kurduğu yönetim iktidarını sağlamlaştırmaya çalışırken, Atina’daki Dimitrios İoannidis cuntası yaşananların “Kıbrıs’ın iç meselesi” olduğunu savunuyordu.
Türkiye Başbakanı Bülent Ecevit ise darbe öncesindeki anayasal düzen yeniden kurulmadığı takdirde Türkiye’nin askeri müdahalede bulunması yönündeki kararını fiilen vermişti.
Washington ve Londra açısından en büyük tehlike, NATO’nun iki önemli üyesi olan Türkiye ile Yunanistan’ın doğrudan savaşa girmesiydi.
BM, Sampson yönetimini tanımadı
BM Güvenlik Konseyi, New York saatiyle 15.30’da birkaç gün içinde ikinci kez olağanüstü toplandı. 1780 sayılı oturumun tutanaklarına göre Konsey, Sampson yönetiminin Kıbrıs Cumhuriyeti Daimi Temsilcisi Zenon Rossides’in görevden alınması ve toplantının ertelenmesi yönündeki talebini reddetti. Rossides’in görevini sürdürmesine izin verilmesi, BM’nin Sampson yönetimini tanımadığını açık biçimde ortaya koydu.
Makarios, Güvenlik Konseyi’ndeki konuşmasında darbenin Atina’daki askeri yönetim tarafından planlandığını ve Milli Muhafız Ordusu’nu yöneten Yunan subayları tarafından gerçekleştirildiğini söyledi. Yunan cuntasını EOKA B’yi finanse etmek ve yönlendirmekle suçladı.
Makarios, daha önce Yunanistan Cumhurbaşkanı Phaedon Gizikis’e gönderdiği mektupta Yunan subaylarının Kıbrıs’tan çekilmesini istediğini, ancak bunun adanın Türkiye karşısındaki savunmasını zayıflatacağı yanıtını aldığını anlattı.
“Ben de onlara, Atina’dan gelen tehlikeyi Türkiye’den gelen tehlikeden daha büyük gördüğümü söyledim” dedi.
Darbenin yalnızca Kıbrıslı Rumları değil, Kıbrıs Cumhuriyeti’nin tamamını tehdit ettiğini savunan Makarios, BM’den Yunan subaylarının Milli Muhafız Ordusu’ndan çekilmesini ve anayasal düzenin yeniden kurulmasını talep etmesini istedi.
Konuşmasının en çok tartışılan bölümünde şu ifadeleri kullandı:
“Kıbrıs’taki olaylar, Kıbrıslı Rumların iç meselesi değildir. Kıbrıslı Türkler de bunlardan etkilenmektedir. Yunan cuntasının gerçekleştirdiği darbe bir istiladır ve sonuçlarından Kıbrıs halkının tamamı, Rumlar da Türkler de acı çekecektir.”
Yunanistan’ın BM Daimi Temsilcisi İoannis Panagiotakos ise Atina’nın darbeyle ilgisi olduğu iddialarını reddetti. Olayların tamamen Kıbrıslı Rumların iç meselesi olduğunu ileri sürdü.
Panagiotakos, Kıbrıs’taki Yunan Alayı’nın komutanı ile Milli Muhafız Ordusu Komutanı’nın darbe öncesinde Atina’da bulunduğunu ve Lefkoşa ile iletişimin kesilmiş olduğunu savundu. Makarios’u “kişi kültü oluşturmak” ve “demagoji yapmakla” suçladı; paramiliter bir yapı kurduğunu, siyasi rakiplerine baskı uyguladığını ve siyasi cinayetlerden sorumlu olduğunu iddia etti.
Ecevit müdahale niyetini önceden açıkladı
Gizliliği kaldırılan ABD belgeleri, Ankara’nın niyetleri konusunda Washington’a açık uyarılarda bulunduğunu gösteriyor.
ABD’nin Türkiye Büyükelçisi William Macomber, 17 Temmuz’da Bülent Ecevit ile yaptığı görüşmenin ardından Washington’a gönderdiği telgrafta, Ecevit’in darbeyi 1960 Garanti Antlaşması’nın ihlali olarak değerlendirdiğini ve sorumluluğu Atina’daki askeri yönetime yüklediğini aktardı.
Ecevit, “kabul edilebilir bir durum” yeniden kurulmazsa Türkiye’nin askeri müdahalede bulunacağını söyledi. Müdahale kaçınılmazsa bunun “birkaç gün içinde” gerçekleştirilmesi gerektiğini, aksi takdirde çok daha kanlı olacağını belirtti.
Diğer garantör devlet olan İngiltere ile ortak hareket etmek amacıyla Londra’ya gideceğini açıklayan Ecevit şunları söyledi: “Onların orada üsleri var. Eğer bunları şimdi kullanmayacaklarsa, o zaman ne için varlar? Başka seçenekleri değerlendirmeden önce tüm barışçıl çözümleri değerlendireceğiz.”
ABD telgrafına göre Ankara’nın öne çıkardığı başlıca hedefler; anayasal düzenin yeniden kurulması, Yunan subaylarının Milli Muhafız Ordusu’ndan çekilmesi ve Kıbrıslı Türklere denize güvenli erişim sağlanmasıydı.
Washington’un asıl kaygısı NATO’ydu
19 Temmuz gecesi uluslararası kamuoyunun dikkati BM Güvenlik Konseyi’ne çevrilmiş olsa da kritik kararlar Washington, Londra ve Ankara’da alınıyordu.
ABD Dış İlişkiler belge serisi, Washington’un Türk askeri müdahalesini son derece muhtemel gördüğünü ve çabalarını esas olarak Türkiye ile Yunanistan arasında NATO’nun Soğuk Savaş dönemindeki bütünlüğünü tehdit edecek bir savaş çıkmasını engellemeye yönelttiğini gösteriyor.
Washington, 15 Temmuz darbesinden sonra bir yandan anayasal düzenin yeniden kurulmasını, diğer yandan Türkiye ile Yunanistan arasında silahlı çatışmanın önlenmesini hedefliyordu.
Henry Kissinger, bir telgrafta ABD’nin Kıbrıs’ı “tek, egemen ve bağımsız bir devlet” olarak tanımayı sürdürdüğünü belirtti ve adanın siyasi ve anayasal yapısını değiştirecek herhangi bir girişimin kabul edilemeyeceğini bildirdi.
Kissinger ayrıca Yunanistan’a “azami itidal” çağrısında bulundu. Krizin Türkiye-Yunanistan savaşına dönüşmesinin Sovyetler Birliği’nin Doğu Akdeniz’deki nüfuzunu artırabileceği uyarısını yaptı.
Üç gün sonra ABD diplomatik temsilciliklerine gönderilen başka bir telgrafta Washington’un iki önceliği şöyle sıralandı: Türkiye’nin askeri müdahalesini önlemek ve Moskova’nın yararlanabileceği bir iç savaşın Kıbrıs’ta patlak vermesini engellemek.
ABD, Makarios’u hâlâ Kıbrıs Cumhuriyeti’nin meşru Cumhurbaşkanı olarak görüyordu. Ancak onun dışarıdan askeri destek almadan yeniden iktidara dönmesinin son derece güç olduğu değerlendiriliyordu. Sampson yönetimi de kabul edilmiyordu.
Telgrafta, “Sampson rejimini kabul etmiyoruz” denilirken şu değerlendirmeye de yer verildi: “Bununla birlikte rejim fiilen iktidardadır ve uygulanabilir bir alternatif ortaya çıkmadan önce onun görevden uzaklaştırılmasını hedeflemek ihtiyatsızlık olacaktır.”
İngiltere ortak müdahale önerisine katılmadı
İngiltere, garantör devlet sıfatıyla harekete geçmesi yönünde yoğun baskı altındaydı. 19 Temmuz’da Avam Kamarası’ndaki görüşmelerde, Garanti Antlaşması’nın tanıdığı yetkilerin kullanılması ve Milli Muhafız Ordusu’nun yönetiminin geçici olarak BM’ye devredilmesi önerileri gündeme geldi.
İngiliz Milletler Topluluğu’ndan sorumlu Devlet Bakanı Roy Hattersley, Atina ve Ankara ile sürekli temas halinde olduklarını doğruladı ancak askeri müdahale konusunda herhangi bir taahhütte bulunmadı.
Ecevit, 17 Temmuz’da İngiltere ile ortak bir askeri müdahale gerçekleştirilmesini sağlamak amacıyla Londra’ya gitmişti. Ancak Harold Wilson hükümeti askeri operasyona katılmaya istekli değildi. Görüşmelerin sonuçsuz kalması, Ankara’nın tek taraflı hareket etmesinin önünü açtı.
ABD filosuna yalnızca tahliye görevi verildi
19 Temmuz’da Washington Özel Eylemler Grubu, Beyaz Saray Durum Odası’nda acil olarak toplandı. Robert Ingersoll başkanlığındaki toplantıya Pentagon, Genelkurmay Başkanlığı ve CIA’nın üst düzey yöneticileri katıldı.
Toplantı tutanakları, Washington’un müdahalenin yaklaştığını bildiği halde dikkatini Amerikan vatandaşlarının tahliyesine ve Ankara, Atina ile Londra arasındaki diplomatik dengeye verdiğini gösteriyor.
ABD Savunma Bakan Yardımcısı William Clements, Amerikan amfibi görev gücüne Kıbrıs’a 50 ila 100 deniz mili mesafeye yaklaşma emri verildiğini bildirdi. Görev gücünde beş savaş gemisi, bir helikopter taşıyıcı, iki çıkarma gemisi, 1.800 deniz piyadesi ve 14 helikopter bulunuyordu. Filonun kıyıya ulaşmasının yaklaşık 10 saat süreceği hesaplanıyordu.
Ancak Clements, görevin sınırlarını açıkça ortaya koydu: “Filoya verilen emirler açıktır. Kuvvet yalnızca sivillerin tahliyesi amacıyla hareket etmektedir; askeri müdahale için değil.”
Sisco’nun temasları sonuç vermedi
Toplantı sırasında Kissinger’ın, ABD’nin özel temsilcisi Joseph Sisco’nun Atina ziyaretiyle ilgili mesajı katılımcılara iletildi. Washington, Sisco’nun “görünmez diktatör” olarak anılan Dimitrios İoannidis ile görüşüp görüşmediğini henüz bilmiyordu ve böyle bir görüşmenin gerçekleşmesini pek olası görmüyordu.
Atina’dan gelen telgrafta Yunanistan’ın, 22 Temmuz’da Londra’da yapılması planlanan görüşmelere temsilci göndermeyi kabul ettiği bildirildi. Tutanaklarda, “En azından artık Sisco’nun Ankara’da görüşebileceği bir konu var” değerlendirmesi yapıldı.
CIA Direktörü Bill Colby ise asıl sorunu şöyle ifade etti: “Gerçek mesele, Türkleri pazartesi gününe kadar müdahaleyi ertelemeye ikna edebilmektir.”
Sisco, İoannidis ve Yunan Silahlı Kuvvetleri Komutanı Orgeneral Grigorios Bonanos ile yaptığı görüşmelerin ardından Kissinger’a gönderdiği telgrafta, Atina’dan bazı sınırlı tavizler aldığını ancak bunların Türk müdahalesini önlemeye yetmeyeceğini bildirdi.
Atina, İngiltere ile Londra’da yapılacak görüşmelere katılmayı ve BM’nin Kıbrıs’taki limanlar ile havaalanlarının denetlenmesinde daha etkin rol üstlenmesini desteklemeyi kabul etti. Ancak Türkiye’nin Kıbrıslı Türklere denize erişim sağlanması talebini reddetti. Yunan yönetimi bu talebin, adanın bölünmesine yönelik örtülü bir girişim olduğu iddiasındaydı.
Sisco, Ecevit’in adanın tamamen taksim edilmesine ilişkin önerisini Atina’ya bilerek iletmediğini de açıkladı. Bu önerinin aktarılması halinde bütün diplomatik çabaların anında çökebileceğini düşünüyordu. Son seçenek olarak, anayasal halefiyet uyarınca Temsilciler Meclisi Başkanı Glafkos Klerides’in Cumhurbaşkanlığı görevini üstlenmesini önerdi.
Telgrafının sonunda ise şu değerlendirmeyi yaptı: “Bu durumda ne yapılırsa yapılsın, Türklerin askeri müdahaleyle uzun vadeli hedeflerinden birine ulaşmak için bunun en uygun zaman olduğuna kesin olarak inandıkları yönünde güçlü bir izlenim edindim.”
CIA Harekâtın hedeflerini biliyordu
Aynı gece Washington Özel Eylemler Grubu yeniden toplandı. Artık tartışılan konu Türkiye’nin müdahale edip etmeyeceği değil, bunun ne zaman gerçekleşeceğiydi.
Kissinger ile CIA Direktörü Bill Colby arasında 19 Temmuz’da yapılan telefon görüşmesi, Washington’un müdahalenin hedefleri hakkında ayrıntılı bilgiye sahip olduğunu gösteriyor. CIA’ya göre Türk Silahlı Kuvvetleri Girne’ye çıkarma yapmak üzere hazırlıklarını tamamlamıştı.
Harekâtın hedefleri Girne’nin ele geçirilmesi, Mağusa’nın kontrol altına alınması ve bu iki bölgeyi birbirine bağlayan bir koridor oluşturulmasıydı. Böylece Türkiye’nin müzakerelerde güçlü bir pazarlık konumu elde etmesi bekleniyordu.
CIA, Milli Muhafız Ordusu’nun direneceğini ancak Yunanistan’ın coğrafi uzaklık ve Türkiye’nin sayısal üstünlüğü nedeniyle etkili bir askeri müdahalede bulunamayacağını değerlendiriyordu.
Washington’daki görüşmeler Türkiye-Yunanistan savaşının önlenmesi ve Kıbrıs’taki Amerikan vatandaşlarının tahliyesi üzerinde yoğunlaşıyordu. Savaş gemilerinin Doğu Akdeniz’e yalnızca tahliye amacıyla gönderilmesi planlanıyordu.
19 Temmuz gecesi Türkiye'nin çıkarma birliklerinin Anadolu’nun güney kıyılarından ayrılarak Kıbrıs’ın kuzeyine ilerlediği Amerikan ve İngiliz belgelerine yansıdı.
Lefkoşa’da ise darbe sonrasında Milli Muhafız Ordusu’nun komuta zincirinde ciddi dağınıklık vardı. Dikkatler büyük ölçüde adadaki iç gelişmelere yöneldiği için yaklaşan harekâta ilişkin işaretler ikinci planda kalmıştı.
Makarios’a suikast talimatı verildiği bilgisi
Makarios’un New York’a ulaşmasının beklendiği sırada Kissinger, onunla pazartesi günü görüşmeyi planlıyordu. Kıbrıs tarafı, Makarios’un New York’tan Washington’a güvenli biçimde taşınması için bir Amerikan uçağı tahsis edilmesini istedi. Talebin gerekçesi, Makarios’un hayatına yönelik ciddi tehditlerdi.
ABD’nin Kıbrıs Büyükelçisi Robert James McCloskey, bunun Washington’un Makarios’tan yana tavır aldığı izlenimi yaratabileceğini savunarak talebin reddedilmesini önerdi.
CIA temsilcisi George Lauder ise toplantıda şu istihbaratı paylaştı: “Bu bilgi güvenilir bir kaynaktan geliyor... Kaynağa göre Makarios’un dünyanın neresinde olursa olsun öldürülmesi yönünde talimat verilmiş durumda.”
William Clements, Makarios’a üzerinde resmi işaret veya tanıtıcı unsur bulunmayan küçük bir askeri jet tahsis edilmesini önerdi. Böylece güvenliği sağlanacak ancak ABD’nin açık siyasi destek verdiği görüntüsü oluşmayacaktı.
“Çıkarmaya başladılar”
Kissinger ile ABD Savunma Bakanı James Schlesinger arasında 19 Temmuz’u 20 Temmuz’a bağlayan gece yapılan görüşmede Kissinger, Türk birliklerinin harekete geçtiğini şu sözlerle bildirdi: “Çıkarmaya başladılar.”
Kissinger’a ulaşan bilgilere göre Türk birliklerine, saldırıya uğramadıkları sürece Yunan kuvvetlerine ateş açmamaları talimatı verilmişti.
Washington aynı saatlerde “Klerides çözümünü” destekliyordu. Plana göre Sampson görevden ayrılacak, anayasal halefiyet uyarınca Klerides Cumhurbaşkanlığı görevini üstlenecekti. Ancak Kissinger bu planın başarı şansının düşük olduğunu kabul ediyordu.
Schlesinger, Türkiye’nin “adanın bir bölümünü elde etmeden hiçbir çözüme razı olmayacağını” söyledi.
Kissinger ise şu değerlendirmeyi yaptı: “Eğer hedefleri buysa, o zaman ikili enosis üzerinde çalışmalı ve adanın geri kalan kısmı Yunanistan’a verilmelidir.”
Müdahalenin başladığı sabah
20 Temmuz sabahı saat 05.00’e doğru diplomatik çözüm umutları tükendi. Türkiye'nin çıkarma birlikleri Kıbrıs’ın kuzey kıyılarına ulaştı. Barış Harekâtı, hava bombardımanları, Lefkoşa’nın kuzeyine indirilen paraşüt birlikleri ve Girne’nin batısından yapılan (Karaoğlanoğlu Plajı) çıkarma ile başladı.
Harekâtın amacı, Girne'deki çıkarmayı Lefkoşa’daki Kıbrıslı Türk bölgesiyle birleştirmekti.
Türkiye, müdahalenin 1960 Garanti Antlaşması’nın 4. maddesine dayandığını ve darbeyle ortadan kaldırılan anayasal düzenin yeniden kurulmasını amaçladığını açıkladı.
Nixon ve Kissinger’ın önceliği Türk-Yunan savaşıydı
Müdahalenin başlamasından birkaç saat sonra Kissinger, ABD Başkanı Richard Nixon’u telefonla bilgilendirdi. Atina’nın ABD’nin ateşkes önerisini kabul ettiğini, Ankara’nın ise yanıt vermeyi geciktirdiğini söyledi. Kissinger’a göre Türkiye, sahada fiili durum yaratmayı amaçlıyordu.
“Mümkün olduğunca fazla toprak kazanmaya çalışıyorlar” diyen Kissinger, Türk tarafının güçlü bir müzakere konumuna ulaştığını ve Milli Muhafız Ordusu’nun fiilen yenildiğini ifade etti.
Nixon, Yunanistan’ın doğrudan savaşa girip girmeyeceğini sordu. Kissinger, “Yunanlılar bu sabah savaşa girmezlerse, sanırım işler kontrol altında kalacaktır” yanıtını verdi.
Görüşmede konu, Washington’un en önemli baskı aracına geldi. Kissinger, Türkiye ile Yunanistan arasında savaş çıkması halinde iki ülkeye yapılan bütün askeri yardımların durdurulmasını önerdi. Nixon, “Bu savaşı durdururdu” dedi.
Kissinger’dan Ankara’ya “acımasız” davranma emri
Robert Ingersoll başkanlığında, CIA Direktörü William Colby’nin de katıldığı toplantıda Kissinger’ın Sisco’ya Türk yönetimine karşı son derece sert, hatta “acımasız” davranması talimatı verdiği kayda geçti. Sisco’nun, Ankara’yı bütün Amerikan askeri yardımının kesilmesiyle "tehdit etmesi" istendi.
Buna karşın Washington’da, müzakerelerin başarısız olması halinde “çifte enosis” olarak adlandırılan ve fiili bölünme anlamına gelen formül de gerçekçi bir çıkış yolu olarak değerlendiriliyordu.
Yunanistan Amerikan mühimmatına el koydu
Aynı saatlerde ABD ile Yunan cuntası arasındaki ilişkiler de gerildi. Yunan makamlarının, Türkiye’ye gönderilmek üzere mühimmat taşıyan üç Amerikan yük mavnasına zorla el koyduğu bildirildi.
Amerikalı yetkililer Yunanistan’ı “çatışmacı” olarak nitelendirdi ve Washington’un Atina’dan kademeli biçimde uzaklaşmasını önerdi.
Kongre’nin tepkisinden ve silah sevkiyatlarının taraf tutma olarak algılanmasından çekinen ABD, Atina Büyükelçisi aracılığıyla sert bir protesto yapılmasına ve iki tarafa yönelik bütün askeri sevkiyatların geçici olarak durdurulmasına karar verdi.
Kissinger’ın silah ambargosundaki çifte oyunu
Kissinger ile Ingersoll arasında geçen çok gizli telefon görüşmesi, Washington’un askeri yardımlar konusunda çifte politika izlediğini ortaya koydu.
Savunma Bakanlığı, Yunanistan ve Türkiye’ye silah sevkiyatlarının durdurulduğunu kurum içinde duyurmuştu. Kissinger ise bu kararın resmileştirilmesine karşı çıktı. “Yardımı resmen durdurursak, onu bir daha asla yeniden başlatamayız” dedi. Silahların fiilen gönderilmemesini, ancak bunun resmi ambargo olarak değil, “teknik gecikmeler” şeklinde gösterilmesini istedi.
Kissinger, ABD Dışişleri Bakan Yardımcısı Arthur Hartman’ın Türkiye Büyükelçisi’ne ateşkes önerisinin reddedilmesi halinde askeri yardımın kesileceği uyarısını iletmediğini öğrenince öfkelendi. “Ben döndüğümde burada çok yalnız bir bakanlık olacak” dedi. Ardından şu talimatı verdi: “Hartman’a söyleyin; bir daha kendisine verilen talimatı yerine getirmezse istifasını isterim. Bakan yardımcılarının kendilerine verilen emirleri uygulayıp uygulamama konusunda takdir yetkisine sahip oldukları anlayışını kabul etmiyorum.”
Hartman’ın Türkiye Büyükelçisi’ni yeniden çağırarak “bir dosttan dosta”, Türkiye’nin Sisco’nun ateşkes teklifini reddetmesinin Amerikan yardımının kesilmesine yol açacağını söylemesini istedi.
353 sayılı BM Güvenlik Konseyi Kararı harekât başladıktan sonra alındı
Türk askeri müdahalesi başladıktan sonra Washington, BM Güvenlik Konseyi üzerinden ateşkes sağlamaya çalıştı.
Kissinger, Ingersoll ve ABD’nin BM Daimi Temsilcisi John Scali arasındaki görüşmeler, daha sonra 353 sayılı karara dönüşecek taslak üzerindeki pazarlıkların Washington tarafından anbean izlendiğini gösteriyor.
ABD’nin BM Büyükelçisi Donald Buffum, oturumun BM koridorlarındaki görüşmeler nedeniyle geciktiğini, Sovyetler Birliği’nin Amerikan taslağını değiştirmeye çalıştığını ve ABD heyetinin “sert bir tutum” izlediğini bildirdi.
Fransa, uluslararası anlaşmaların öngördüğü sayıların üzerindeki bütün yabancı birliklerin Kıbrıs’tan çekilmesini önerdi. Bu ifade, adaya çıkmış bulunan Türk birliklerini de kapsıyordu. Kissinger, “Bu belki de kötü bir fikir değil... Tabii Türklerin hoşuna gitmeyecek olması dışında” dedi.
Uzlaşma metnini kabul ederken, “Bunu yaparken İngilizlerin ve Fransızların bizimle birlikte olduğundan emin olun” talimatını verdi.
Kissinger’ın kamuoyu algısını da yönetmeye çalıştığı tutanaklara yansıdı. Gazetecilere yaptığı açıklama konusunda, “Açıklamamı mümkün olduğunca düşük profilde tuttum ve temel amacım ne yaptığımızı bildiğimiz izlenimini vermekti” dedi.
ABD’nin Sovyetler Birliği ile karşı karşıya gelmediğinin açık biçimde anlatılmasını da istedi.
BM Kıbrıs Barış Gücü gelişmeleri durduramadı
Müdahalenin ilk saatlerinde BM Kıbrıs Barış Gücü tam alarma geçti, gözlem noktalarını güçlendirdi, devriyelerini artırdı ve yerel ateşkesler ile insani yardım operasyonları sağlamaya çalıştı. Ancak çatışmaların seyrini değiştiremedi.
BM Güvenlik Konseyi aynı gün 353 sayılı kararı kabul ederek derhal ateşkes ilan edilmesini, bütün yabancı askeri müdahalelerin sona ermesini, uluslararası anlaşmaların öngörmediği yabancı askeri personelin çekilmesini ve Türkiye, Yunanistan ile İngiltere arasında müzakerelerin başlatılmasını istedi. Karar kabul edildiğinde Türk birlikleri Girne kıyılarında kontrolü sağlamış ve mevzilerini sağlamlaştırmaya başlamıştı.
Kaynaklar: CNA/Politis - BM Arşivleri - KKTC Dışişleri Bakanlığı













Yorumunuz