1960’ların ortasında hızlanan turizm yatırımlarıyla Akdeniz’in önemli tatil merkezlerinden birine dönüşen eski Mağusa, 1974’e gelindiğinde Kıbrıs’taki otel kapasitesinin ve yabancı turist gecelemelerinin büyük bölümünü tek başına karşılıyordu.
1960’ta yalnızca üç turistik otelin bulunduğu kentte 14 yıl içinde otel sayısı 40’a yaklaşmış, toplam yatak kapasitesi 9 bin 100’ü aşmıştı. Turizm uzmanı ve yazar Yorgos Mihailidis’in (Giorgos Michailidis) kişisel anıları ve arşiv çalışmaları, toprak yollardan çok katlı otellere, ilk İskandinav turistlerden charter uçuşlarına ve ABBA’nın 1970’teki ziyaretine uzanan Mağusa’nın hızlı dönüşümünü ortaya koyuyor.
Politis’ten Miranta Lysandrou’nun haberine göre bugün Kıbrıs’ın güneyinde yarım kalmış bir hikâye olarak anlatılan eski Mağusa’nın turizmdeki yükselişi, birkaç on yıl içerisinde gerçekleşti.
Yorgos Mihailidis, “Famagusta Destinasyonu: Turizmin, Yaratıcılığın ve İlerlemenin Mağusa’sına Bir Yolculuk" adlı kitabında ve kişisel anılarında, kentin 1960 ve 1970’lerde yaşadığı büyük turizm dönüşümünü anlatıyor.
1948 doğumlu Mihailidis, eski Mağusa’nın dönüşümüne tanıklık eden isimlerden biri.
Mihailidis’in Politis gazetesine anlattığına göre 19. yüzyılın başları ve ortalarında Mağusa son derece küçük bir yerleşimdi. Ancak 1970’lerin başındaki Mağusa’yı gören birinin, birkaç on yıl önceki bu tabloya inanması oldukça güçtü.
Liman çevresindeki küçük kent, kısa süre içerisinde Kıbrıs’ın en önemli turizm merkezlerinden birine dönüşmüştü. Deniz kıyısında oteller yükseliyor, İskandinavya ve Almanya’dan organize turist grupları geliyor, charter uçuşlarının sayısı artıyordu.
Üstelik kent turizmle yaşamayı öğrenirken yalnızca turistlere hizmet veren bir tatil beldesine dönüşmemişti.
Gündüzleri elektriğin bile olmadığı kentten turizm merkezine
Mihailidis’in aile hikâyesi de Mağusa’nın geçirdiği dönüşümün boyutlarını gösteriyor.
Berlin’de eğitim gören doktor babası, 1934 yılında Almanya’dan Mağusa’ya radyoloji cihazları getirmişti. Ancak cihazların yalnızca geceleri kullanılabilmesi gibi bugün düşünülemeyecek bir sorun vardı: Kentte gündüzleri elektrik bulunmuyordu.
Mihailidis’in aktardığı aile hikâyesine göre bir gün Mağusa’nın İngiliz yöneticisinin köpeği yaralandı. O dönemde veteriner bulunmadığından köpek röntgen çekilmesi için doktora getirildi.
Elektrik olmadığı için tetkikin hemen yapılamaması İngiliz yöneticiyi kızdırdı ve Mihailidis’in anlatımına göre bu olay, kısa süre içerisinde Mağusa’ya gündüzleri de elektrik verilmesine katkıda bulundu.
Mihailidis açısından bu küçük hikâye, Mağusa’nın yaklaşık 40 yıl içinde kat edeceği mesafenin de göstergesiydi.
İlk büyük dönüşüm: Liman
Mağusa’nın ekonomik gelişimindeki ilk büyük ivme limandaki değişimle başladı.
İngiliz döneminde limanın önemi giderek arttı, altyapı yatırımları gerçekleştirildi. Başta narenciye olmak üzere ihracat, kentin ekonomik gelişimine katkıda bulundu.
Mağusa aynı zamanda Doğu Akdeniz’e; Mısır, Lübnan ve Suriye’ye açılıyordu.
Mihailidis’in aktardığına göre 1932 yılında ilk deniz uçağı Mağusa Limanı’na indi. Bu görüntü, birkaç on yıl sonra ekonomik gelişimini insanların kitlesel seyahatleriyle ilişkilendirecek bir kent açısından adeta geleceğin habercisiydi.
Büyük turizm hamlesi 1960’larda başladı
Asıl değişim ise birşelik Kıbrıs Cumhuriyeti’nin kurulmasının ardından yaşandı.
1960’ların başlarında ilk organize turist grupları gelmeye başladı. İngilizlerin ardından İskandinav turistler Mağusa’yı keşfetti.
Mihailidis, Kıbrıs’ta organize turizmin başlangıcını 1963-1964 yıllarına tarihlendiriyor ve İskandinavya ile İngiltere’den gelen ilk tur operatörlerini hatırlıyor.
Büyük otel yatırımlarının başlangıcı ise 1965-1966 yıllarına uzanıyor.
Golden Marianna, Royal ve diğer oteller sahil şeridini hızla değiştirmeye başladı. Önce plajlar ve ilk yapılar, ardından giderek çoğalan oteller ve denizin hemen yanında yükselen yeni bir kent ortaya çıktı.
Buna rağmen altyapı, yatırımların hızına her zaman yetişemiyordu. Mihailidis’in ifadesiyle, “Kennedy Caddesi toprak yoldu.”
Uluslararası bir turizm merkezi, bu toprak yolun üzerinde ve çevresinde yükseliyordu. Dönemin Mağusa’sını belki de en iyi anlatan görüntü buydu: Otelin yoldan önce yapılabildiği bir kent.
Turistler kentten kopuk yaşamıyordu
Turizmdeki değişim yalnızca yeni otellerden ibaret değildi. Charter uçuşları turistlerin Kıbrıs’a ulaşma biçimini değiştiriyordu. İskandinav turistlerin büyük bölümü uçakla geliyor, Almanya’dan da benzer uçuşlar gerçekleştiriliyordu.
Tatil paketlerinde bir hafta Mağusa, bir hafta Girne gibi seçenekler bulunuyordu.
Mihailidis’e göre Mağusa’nın en büyük avantajlarından biri deniziydi. Sıcak ve sığ denizi nedeniyle özellikle çocuklu aileler için son derece elverişliydi.
Eski Mağusa’nın turizm ürünü sadece plajlardan oluşmuyordu. Kentte tavernalar, restoranlar, eğlence merkezleri ve diskolar vardı. Üstelik bunlar yalnızca yabancı turistler için kurulmuş mekânlar değildi. Kent sakinleri ile ziyaretçiler aynı yerlerde bir araya geliyordu.
Mihailidis bunu, “Turistik bir gettonun içine girmiyorlardı” sözleriyle anlatıyor.
Her şey dahil sistemine eleştiri
Mihailidis, eski Mağusa modelini günümüzdeki “her şey dahil” turizm sistemiyle de karşılaştırıyor. Ona göre turist otelin içerisinde kaldığında, turizmden elde edilen ekonomik gelir kente yeterince yayılmıyor. Bunun yanı sıra ziyaretçi, seyahat ettiği yeri gerçekten tanıma fırsatı bulamıyor.
Mihailidis’e göre Mağusa’da bunun tam tersi yaşanıyordu. Bazı turistik apartmanlarda konaklayan ziyaretçilere, kahvaltı veya diğer öğünlerini kentteki restoranlarda yiyebilmeleri için kuponlar bile veriliyordu.
Böylece turist konakladığı tesisten çıkıyor ve kentin günlük yaşamının parçası haline geliyordu.
Mağusa kış turizmine de hazırlanıyordu
Mağusa’da turizm sezonu yazın sona ermesiyle birlikte bitmiyordu. Restoranlar ve eğlence merkezleri öncelikle yerel halka da hizmet ettikleri için yıl boyunca açık kalıyordu.
Mihailidis’in anlatımına göre bu durum, tur operatörlerinin Mağusa’nın bir kış turizmi destinasyonuna dönüşebileceğini fark etmesini sağladı. Hatta bir İngiliz havayolu şirketinin çalışanlarının kış tatillerini geçirmesi için bir otelin tamamının kiralandığı bir dönem yaşandı.
Turizmde bugün “deneyim turizmi” olarak adlandırılabilecek uygulamalar da ortaya çıkıyordu. Lefkonuk’ta iş insanı Panikos Hacikakos’un oluşturduğu bir “köy evi”ne turistler götürülüyor; burada geleneksel bir Kıbrıs düğününü izliyor ve Kıbrıs yemeklerini tadıyorlardı.
Böylece turizm günlük yaşamın içine girerken, günlük yaşam da turizm ürününün bir parçasına dönüşüyordu.
ABBA 1970’te Mağusa’daydı
Mağusa’nın Avrupa turizm pazarındaki yükselişinin en dikkat çekici hikâyelerinden biri ise daha sonra dünya çapında üne kavuşacak ABBA üyeleriyle ilgili.
Tarih Nisan 1970’ti. Grubun üyeleri henüz tüm dünyanın tanıyacağı ABBA adıyla uluslararası şöhrete ulaşmamıştı.
Bir tur operatörü tarafından hem tatil yapmak hem de Birleşmiş Milletler bünyesinde görev yapan İsveçli askerlere yönelik bir gösteriye katılmak üzere davet edilmişlerdi. Gösteri Twiga Hotel Apartments’ta gerçekleştirildi.
Mihailidis de oradaydı. “ABBA Nisan 1970’te geldi... Ben de gittim” diye anlatıyor.
Mihailidis’e göre grup birkaç gün sonra kendilerini davet eden tur operatörünün doğum günü için Perroquet gece kulübünde yeniden sahne aldı. Sahilde çekilen fotoğrafları ise daha sonra bir sonraki turizm sezonunun tanıtımında kullanıldı.
Mağusa artık Avrupa turizm haritasına girmişti.
1973’te Kıbrıs’taki otel yataklarının yüzde 45’i Mağusa’daydı
1974'e yaklaşılırken rakamlar Mağusa’daki turizm patlamasının boyutlarını açık biçimde gösteriyordu.
1973 yılında Mağusa’da 33 otel ve 4 bin 859 yatak bulunuyordu. Bu kapasite, Kıbrıs’ın toplam otel yatak kapasitesinin yüzde 45’ine karşılık geliyordu.
Daha da dikkat çekici olan ise yabancı turistlerin gecelemeleriydi: Kıbrıs genelindeki yabancı ziyaretçi gecelemelerinin yüzde 53,5’i Mağusa’da gerçekleşiyordu.
1974’e gelindiğinde kapasite daha da artmıştı. Kentte 6 bin 164 yatak kapasiteli 39 yıldızlı otel, 148 yataklı yedi yıldızsız otel, 90 yatak kapasiteli pansiyonlar ve toplam 2 bin 722 yatak sağlayan 33 turistik apartman kompleksi bulunuyordu.
Mağusa’nın toplam turistik yatak kapasitesi 9 bin 100’ü aşmıştı. Üstelik yeni tesislerin inşaatları devam ediyordu.
1974 öncesi: 14 yılda 3 otelden yaklaşık 40 otele
Mağusa’nın turizmdeki yükselişinin hızı, diğer kentlerle yapılan karşılaştırmada daha açık görülüyor. 1960 yılında Mağusa’da yalnızca üç turistik otel bulunuyordu. Aradan geçen 14 yılda sayı yaklaşık 40’a çıktı.
1974 yılında Girne’de 24, Lefkoşa’da 19, Limasol’da 10, Baf’ta üç, Larnaka’da ise yalnızca iki otel bulunuyordu. Eski Mağusa tek başına Limasol, Larnaka, Baf ve Lefkoşa’nın toplamından daha fazla otele sahipti.
1973 yılında Kıbrıs genelinde 264 bin turist gelişi kaydedilmişti. Mağusa açısından en güvenilir gösterge olan geceleme rakamları ise kentin adadaki yabancı turist gecelemelerinin yarısından fazlasını tek başına karşıladığını gösteriyordu.
1974-75 için “müthiş bir kış sezonu” bekleniyordu
1974 yazında Mağusa, bir dönemin sonuna yaklaşıyor görüntüsü vermiyordu. Tam tersine Mihailidis’e göre kent, turizmde en güçlü döneminin henüz başlangıcındaydı.
“1974-75’te müthiş bir kış sezonuna gidiyorduk” diyor. Yatırımlar devam ediyordu. Yeni oteller henüz açılmış, bazıları ise kapılarını açmaya hazırlanıyordu.
Mihailidis, Golden Sands otelinin yalnızca iki ay faaliyet gösterebildiğini anlatıyor. Bazı yeni oteller ise ilk müşterilerini bile ağırlayamadan, Kıbrıs’ta Yunan askeri cuntasının desteklediği darbe gerçekleşti; darbeyi Türkiye’nin tüm Kıbrıs'ın garantörü olarak adaya düzenlediği Kıbrıs Barış Harekâtı izledi.
1974'te yaşanan gelişmelerin ardından Maraş’ın (Varosha) turistik bölgesi Kıbrıs Rum sakinleri tarafından boşaltıldı.
Kıbrıs turizminin haritası yeniden şekillendi
Mihailidis, Haziran 1974’te İngiltere’de turizm yönetimi alanındaki uzmanlık eğitimini tamamlamıştı. Daha önce Almanya’da ekonomi eğitimi almıştı.
Ailesi 1974 sonrasında Limasol’a yerleşti. Mihailidis ise 1976 yılında 28 yaşındayken Kıbrıs’a döndü ve 1971’de kurulmuş olan Kıbrıs Turizm Örgütü’nde çalışmaya başladı.
Turizm alanında eğitim almıştı fakat döndüğünde sektörün önemli ölçüde yeniden kurulması gerekiyordu.
“Nicelik kalitenin önüne geçti”
Turizm hareketliliği zaman içerisinde yeniden arttı. Yeni oteller inşa edildi ve adanın güneyinde yeni bir turizm coğrafyası oluştu.
Turizm sektöründe onlarca yıl çalışan Mihailidis’e göre güney Kıbrıs’ta zaman içerisinde nicelik kalitenin önüne geçti.
Haberin tamamını Politis'ten okuyabilirsiniz.













Yorumunuz