Almanya’nın doğusundaki Saksonya-Anhalt eyaletinde aşırı sağcı Almanya için Alternatif’in (AfD) açık ara seçim zaferi kazanması, yalnızca Alman siyasetinde değil, Avrupa genelinde yankı uyandırdı.
Pazar günü yapılan seçimde AfD, geçici kesin sonuçlara göre oyların yüzde 43,8’ini aldı. Başbakan Friedrich Merz’in merkez sağ Hristiyan Demokrat Birlik’i (CDU) ise yüzde 17,2’de kaldı. AfD böylece 2021’de yüzde 20,8 olan oy oranını iki kattan fazla artırırken CDU, eyalet tarihindeki en kötü sonucunu aldı.
Ancak AfD, 83 sandalyeli eyalet parlamentosunda 39 milletvekilliği kazanarak tek başına hükümet kurmak için gereken mutlak çoğunluğa ulaşamadı. CDU 15, SPD 8, Yeşiller 8, Sol Parti 8 ve Sahra Wagenknecht İttifakı (BSW) 5 sandalye kazandı.

Seçim sonuçları ekran görüntüsü, Der Spiegel
Yaklaşık 2 milyon nüfuslu bir Alman eyaletindeki bölgesel seçimin sonucu, Londra’daki Downing Street’ten Paris’teki Élysée Sarayı’na kadar dikkatle izleniyor. Bunun nedeni yalnızca AfD’nin kazandığı oyların büyüklüğü değil. Seçim, Avrupa’nın en büyük ülkelerinin yeni bir seçim dönemine girdiği ve aşırı sağ ile popülist partilerin kıtanın birçok yerinde iktidara hiç olmadığı kadar yaklaştığı bir dönemde gerçekleşti.
Almanya için tarihi eşik
Sonuç özellikle Almanya’nın siyasi tarihi nedeniyle önem taşıyor. Nazi döneminin yarattığı felaketin ardından Almanya’da demokratik siyasi partiler, aşırı sağcı hareketleri iktidardan uzak tutmaya yönelik güçlü bir siyasi gelenek oluşturdu.
Saksonya-Anhalt’taki sonuç, bu sistemin şimdiye kadarki en ciddi sınavlarından birini ortaya çıkardı.
Üstelik seçim zaferini kazanan AfD’nin Saksonya-Anhalt teşkilatı, eyaletin Anayasayı Koruma Teşkilatı tarafından yalnızca “şüpheli” bir yapı olarak izlenmiyor. Teşkilat, AfD’nin Saksonya-Anhalt örgütünü 2023 yılında “kesinleşmiş/doğrulanmış aşırı sağcı oluşum” olarak sınıflandırdı.
Eyalet İçişleri Bakanlığı’na bağlı Anayasayı Koruma Teşkilatı, kararın AfD'nin siyasi faaliyetlerinin insan onuru ve demokrasi ilkeleri başta olmak üzere özgür demokratik anayasal düzenin temel ilkelerine karşı yöneldiğini gösteren kapsamlı bir incelemeye dayandığını belirtiyor.
AfD oylarını iki kattan fazla artırdı
AfD’nin elde ettiği sonuç, Alman siyasetindeki dönüşümün boyutunu da ortaya koyuyor. Parti 2021’de Saksonya-Anhalt’ta yüzde 20,8 oy almıştı. Beş yıl sonra desteğini yüzde 43,8’e çıkardı.
CDU ise tam ters yönde ilerledi. 2021’de yüzde 37,1 ile seçimi kazanan parti bu kez yüzde 17,2’ye geriledi.
AfD böylece Almanya'da şimdiye kadar gerçekleştirilen bir eyalet seçimindeki en yüksek oy oranına ulaştı.
AfD’nin 39 sandalyesi tek başına iktidar için yeterli değil. Ancak diğer partilerin AfD ile koalisyon kurmayı reddetmesi hükümet kurulmasını son derece karmaşık hale getiriyor.
CDU, SPD ve Yeşiller’in toplam sandalye sayısı yalnızca 31. Sol Parti’nin sekiz, BSW’nin ise beş milletvekili bulunuyor. Dolayısıyla yeni hükümetin nasıl kurulacağı seçim sonrasının en önemli siyasi sorularından biri haline geldi.
Avrupa’daki aşırı sağ için yeni bir ivme
Saksonya-Anhalt seçimlerinin Avrupa açısından önemi ise çok daha geniş.
Önümüzdeki yıl Avrupa’nın birçok büyük ülkesinde seçim yapılacak. Fransa’da seçmenler gelecek baharda yeni cumhurbaşkanını belirleyecek. İspanya’da ağustos ayına kadar, İtalya’da ise gelecek yılın sonuna kadar seçim yapılması bekleniyor.
Bu ülkelerin tamamında aşırı sağcı veya milliyetçi partiler yükselişte.
AfD’nin popülist ve göç karşıtı mesajları İngiltere, Fransa, İtalya ve İspanya’daki milliyetçi liderlerin kullandığı siyasi söylemlerle önemli benzerlikler taşıyor.
Bu ülkelerdeki seçmenlerin önemli bir bölümü de Alman seçmenlerle benzer sorunlardan şikâyet ediyor: Hayat pahalılığı, ekonomik güvensizlik, göç, kamu hizmetlerinin yetersizliği ve geleneksel siyasi partilerin sorunları çözemediği düşüncesi.
Siyasi risk danışmanlığı şirketi Eurasia Group’un Avrupa uzmanı Mujtaba Rahman, Avrupa’da yaşanan durumu “sofistike bir devlet başarısızlığı türü” olarak tanımlıyor.
Rahman’a göre hükümetler hayat pahalılığına ilişkin endişeleri gideremiyor ve seçmenlerine verdikleri sözleri yerine getiremiyor.
Merz için ağır darbe
Saksonya-Anhalt sonucu Almanya Başbakanı Friedrich Merz açısından da ciddi bir siyasi sorun yaratabilir. CDU’nun 2021’e göre oylarının yarıdan fazlasını kaybetmesi, parti içerisinde yenilgiden Merz’in sorumlu tutulmasına yol açabilir.
Merz’in siyasi otoritesinin zayıflaması ise tüm Avrupa’yı etkileyebilir.
Avrupa Birliği’nin en büyük ekonomisi olan Almanya, Ukrayna, savunma, Avrupa ekonomisi, ticaret ve AB'nin küresel rolü gibi konularda kıtanın en önemli siyasi aktörlerinden biri.
Rahman, iç sorunlarıyla uğraşmak zorunda kalan zayıf bir Almanya’nın Avrupa açısından ciddi bir sorun yaratacağını ve kıtanın karşı karşıya bulunduğu zorluklara cevap verme kapasitesini azaltacağını düşünüyor.
Avrupa’nın en büyük sınavı Fransa olabilir
Avrupa’daki merkez partiler açısından en büyük endişelerden bir diğeri Fransa.
Emmanuel Macron’un gelecek baharda görevinden ayrılmasının ardından yapılacak cumhurbaşkanlığı seçimlerinde Marine Le Pen güçlü bir konumda bulunuyor.
Le Pen ilk tur kamuoyu yoklamalarında büyük bir üstünlüğe sahip ve bazı ikinci tur senaryolarında da ilk sırada yer alıyor.
Bu durum Le Pen’i, yaklaşık 14 yıldır sürdürdüğü cumhurbaşkanlığı arayışında iktidara şimdiye kadar hiç olmadığı kadar yaklaştırıyor.
Fransa'nın büyüklüğü, nükleer gücü ve Avrupa bütünleşmesinin kurucu ülkelerinden biri olması nedeniyle aşırı sağın Paris'te iktidara gelmesinin Avrupa Birliği üzerindeki etkisinin başka herhangi bir ulusal seçimden çok daha büyük olabileceği değerlendiriliyor.
Faşizm karşıtı “cordon sanitaire” çökebilir mi?
Fransa ve Almanya’daki gelişmeler aynı zamanda Avrupa siyasetinin aşırı sağı iktidardan uzak tutmak için uzun yıllardır uyguladığı “cordon sanitaire” (siyasi tecrit/güvenlik kordonu) politikasını da tartışmaya açıyor.
Bu yaklaşım kapsamında merkez sağdan merkez sola kadar ana akım partiler, aşırı sağcı partilerle hükümet koalisyonlarına girmeyi reddediyor.
Londra Üniversitesi’nde Fransız ve Avrupa siyaseti profesörü Philippe Marlière’e göre her iki ülkede de İkinci Dünya Savaşı'nın ardından hakim olan faşizm karşıtı siyasi cephe çöküşün eşiğinde görünüyor.
Saksonya-Anhalt bu sorunun ne kadar karmaşık hale gelebileceğini gösteriyor.
AfD açık ara birinci parti olmasına rağmen tek başına çoğunluğa sahip değil. Diğer partilerin AfD ile koalisyon yapmama politikalarını sürdürmeleri halinde seçimin galibi hükümet dışında kalabilir.
İspanya’da Vox iktidar ortağı olabilir
Benzer bir siyasi dönüşüm İspanya’da da yaşanabilir.
Analistler, yolsuzluk iddiaları ve göç tartışmaları nedeniyle baskı altında bulunan sosyalistlerin başını çektiği hükümetin yerini alacak bir koalisyonda aşırı sağcı Vox'un hükümet ortağı olabileceğini düşünüyor.
Böyle bir sonuç Avrupa’nın büyük ekonomilerinden birinde daha aşırı sağın doğrudan iktidarın parçası haline gelmesi anlamına gelecek.
İngiltere’de Reform UK yükselişi
İngiltere’de ise İşçi Partisi, hızla yükselen Reform UK karşısında yeniden siyasi ivme kazanmaya çalışıyor. Aşırı sağ ve popülist partilerin yükselişinin kaçınılmaz olmadığına ilişkin işaretler de var.
Reform hareketinin yükselişi Nigel Farage’ı da kapsayan mali skandallar nedeniyle sekteye uğradı. Partinin eski üyelerinden Rupert Lowe'un daha sağda yeni bir hareket oluşturması ise Reform'un oylarının bölünmesine yol açabilir.
Queen Mary University of London’da siyaset profesörü Timothy Bale’e göre bu gelişmeler Farage’ın hükümet kurmaya yetecek desteği nasıl sağlayabileceği konusunda soru işaretleri yaratıyor.
Orban'ın yenilgisi farklı bir örnek sundu
Aşırı sağın yükselişinin kaçınılmaz olmadığına ilişkin en önemli örneklerden biri de Macaristan'da ortaya çıktı. Başbakan Viktor Orban, 16 yılın ardından nisan ayında iktidardan düştü.
Hükümetine yönelik yolsuzluk suçlamaları, ekonomik sorunlar ve Avrupa Birliği ile gereksiz çatışmalara girdiği yönündeki yaygın algı, Fidesz’in yenilgisinde etkili oldu.
Bu sonuç Avrupa’daki ana akım siyasetçilere, popülist ve aşırı sağcı partilerin muhalefette hızla büyüseler bile iktidarda yıpranabileceklerini gösterdi.
Meloni modeli
İtalya Başbakanı Giorgia Meloni ise aşırı sağ ve milliyetçi partiler açısından farklı bir yol haritası sunuyor. Neo-faşist kökleri bulunan bir siyasi hareketten gelen Meloni, iktidara geldikten sonra özellikle Ukrayna ve Avrupa Birliği gibi konularda söylemini yumuşattı.
Meloni'nin bu stratejisi, Avrupa'nın siyasi ve ekonomik kurumlarıyla çatışmadan göç ve kültürel kimlik gibi konularda sağcı politikalarını sürdürebilen bir yönetim modeli ortaya çıkardı.
Meloni, gelecek seçimlerde yeniden iktidarda kalabilecek güçlü bir konumda bulunuyor.
Ancak kendisinden daha sağda bulunan Roberto Vannacci’nin yükselen popülaritesi Meloni üzerinde de baskı yaratıyor ve özellikle göç konusunda daha sert politikalar benimsemesine yol açıyor.
Fransa'da belirleyici soru: Le Pen'in karşısına kim çıkacak?
Avrupa açısından en kritik seçimlerden biri olmaya aday Fransa’da ise temel soru Marine Le Pen’in ikinci turdaki rakibinin kim olacağı. Le Pen’in anketlerdeki desteği, önde gelen merkezci isim Édouard Philippe ve aşırı sol lider Jean-Luc Mélenchon'un desteğinin oldukça üzerinde.
Merkez sağ ve merkez soldaki seçmenlerin ortak bir aday etrafında birleşmesi durumunda böyle bir adayın ikinci turda Le Pen’i yenme ihtimali bulunuyor.
Bununla birlikte siyasi merkez parçalanmış halde kalır ve Mélenchon ikinci tura çıkarsa, Le Pen'in kazanma olasılığının önemli ölçüde artabileceği değerlendiriliyor.
Bu senaryo Fransa’daki ana akım siyasi çevrelerin en fazla endişe duyduğu ihtimallerden biri.
Trump faktörü
Avrupa’daki birçok aşırı sağcı lider, Avrupa kamuoyunda sevilmeyen ABD Başkanı Donald Trump ile arasına mesafe koymaya çalışıyor.
Trump, Avrupa’daki aşırı sağ partileri başka bir açıdan da etkileyebilir. Analistlere göre ABD’de Trump yönetimi döneminde yaşanan siyasi ve ekonomik sorunlar, Avrupa’daki merkez partilere aşırı sağ ve popülist rakiplerine karşı kullanabilecekleri yeni bir argüman sunuyor.
Eurasia Group Avrupa Direktörü Mujtaba Rahman’a göre merkez partilerin seçmenlere vermeye çalışacağı mesaj şu: Sistemin dışındaki partileri iktidarda denemek, beklenmedik ve olumsuz sonuçlar doğurabilir.
Bu nedenle Trump deneyimi, Avrupa’da aşırı sağın yükselişini teşvik eden bir örnek olmaktan çok, merkez partilerin seçmeni aşırı sağa karşı uyarmak için kullanabileceği bir örneğe dönüşebilir.
Kaynaklar: The New York Times - ARD/Tagesschau













Yorumunuz