Dünya

‘Çin ABD’yi küresel güç olarak tahtından indiremeyecek’

Stanford Üniversitesi Hoover Institution araştırmacısı Dan Wang, Çin’in sanayi ve teknolojideki hızlı yükselişine rağmen ekonomik, siyasi ve demografik sorunlar nedeniyle ABD’yi küresel güç olarak tahtından indiremeyeceğini savundu. Wang, Avrupa için ise çok daha karamsar bir tablo çizerek kıtanın Çin ve ABD karşısında rekabet gücünü kaybettiğini öne sürdü.

ABD’de yaşayan Çin-Kanada kökenli araştırmacı Dan Wang, Çin’in sanayi ve teknoloji alanındaki olağanüstü yükselişine rağmen ABD’nin yerini alarak dünyanın hakim küresel gücü olmasının düşük bir ihtimal olduğunu savundu. Wang’a göre Çin’in ekonomik yavaşlaması, demografik sorunları ve siyasi rejimi bunun önündeki temel engeller arasında yer alıyor.

Stanford Üniversitesi Hoover Institution’da araştırmacı olan Wang, Le Monde gazetesinden Pascal Riché’ye verdiği röportajda Çin ile ABD arasındaki rekabeti değerlendirirken Avrupa için ise çok daha karamsar bir tablo çizdi.

Yeni kitabı 'La Chine à toute vitesse. La quête de la Chine pour façonner l’avenir’de ('Çin Tam Gaz: Çin’in Geleceği Şekillendirme Arayışı') dünyanın en büyük iki gücü arasındaki rekabeti inceleyen Wang, Çin’i bir “mühendisler toplumu”, ABD’yi ise bir “hukukçular toplumu” olarak tanımlıyor.

Çin “mühendisler”, ABD “hukukçular” tarafından yönetiliyor

Wang’a göre iki ülke arasındaki temel farklılıklardan biri yönetici elitlerin eğitim ve düşünce biçimlerinde görülüyor.

Deng Şiaoping döneminden itibaren mühendislerin Çin yönetiminin en üst kademelerine taşındığına dikkat çeken Wang, 2002 yılında Çin Komünist Partisi Politbüro Daimi Komitesi’nin dokuz üyesinin tamamının mühendislik diplomasına sahip olduğunu belirtiyor.

Bu yaklaşım Çin’e büyük altyapı projelerini hızla gerçekleştirme kapasitesi kazandırırken beraberinde sorunlar da yaratıyor. Wang, mühendislik mantığının toplumsal sorunlara uygulanmasının “tek çocuk” ve “sıfır Covid” gibi politikaların ortaya çıkmasında etkili olduğunu savunuyor.

ABD’de ise tam tersine hukukçuların siyasi elitler içerisindeki ağırlığına dikkat çekiyor. Son 10 ABD başkanının yarısının hukuk eğitimi aldığını belirten Wang’a göre Amerikan sisteminin sorunu, hukuki ve düzenleyici mekanizmaların yalnızca kötü projeleri değil, iyi girişimleri de engelleyebilecek ölçüde güçlenmiş olması.

Çin üç yılda yaptı, ABD yaklaşık 20 yıldır bitiremedi

Wang, iki sistem arasındaki farkı California ile Çin'deki hızlı tren projeleri üzerinden anlatıyor.

California seçmenleri 2008’de San Francisco ile Los Angeles arasında hızlı tren hattı kurulmasına onay verdi. Aynı yıl Çin, Pekin-Şanghay hızlı tren hattının inşasına başladı.

Çin projeyi üç yılda tamamlarken California hızlı tren projesi yaklaşık 20 yıl sonra hâlâ tamamlanmış değil. Wang’ın aktardığına göre California projesinin maliyeti şimdiden yaklaşık 130 milyar dolara ulaşmış durumda.

Wang, ABD’nin bir zamanlar demiryolları, kanallar, gökdelenler ve eyaletler arası otoyollar inşa eden, 1969’da Ay’a insan gönderen bir “geliştirici bir ülke” olduğunu hatırlatıyor.

Ancak özellikle 1960’lardan sonra çevresel ve toplumsal zararları sınırlamak amacıyla oluşturulan hukuki mekanizmaların zaman içerisinde büyük projeleri hayata geçirmeyi son derece zorlaştıran bir yapıya dönüştüğünü savunuyor.

“Çin ABD’yi küresel güç olarak tahtından indiremeyecek”

Wang’ın en dikkat çekici değerlendirmelerinden biri ise Çin’in gelecekte ABD’nin yerini alıp alamayacağına ilişkin. Wang bunun ekonomik, siyasi ve demografik nedenlerle düşük bir ihtimal olduğunu düşünüyor.

Çin ekonomisinin ABD ekonomisine oranı 2021’de yüzde 76’ya kadar yükselirken, Wang’ın verdiği rakamlara göre daha sonra yaklaşık yüzde 64’e geriledi. Çin’de onlarca yıl süren hiper büyüme döneminin sona erdiğini belirten araştırmacı, genç işsizliğinin de yüzde 20 civarında olduğuna dikkat çekiyor.

Demografi de Çin’in karşı karşıya olduğu temel sorunlardan biri. Wang, Şanghay’da doğurganlık oranının kadın başına 0,6 çocuğa kadar düştüğünü belirtiyor. Çin Devlet Başkanı Şi Cinping döneminde siyasi sistemin giderek merkezileşmesini de ülkenin gelecekteki performansı açısından sorun olarak görüyor.

Bu nedenlerle Çin’in geniş anlamıyla ABD’nin yerine geçerek dünyanın hakim küresel gücü olacağına inanmayan Wang, bununla birlikte Çin’in imalat sanayisinin süper gücü haline gelebileceğini düşünüyor.

Dünya imalat kapasitesinin yaklaşık üçte biri Çin’de

Wang’a göre Batı açısından asıl büyük tehdit de burada bulunuyor. Çin halihazırda dünya imalat kapasitesinin yaklaşık üçte birini oluşturuyor ve Wang bu payın önümüzdeki 10 yılda daha da büyümesini bekliyor.

Enerji yatırımları bu avantajın önemli kaynaklarından biri. Çin 2025 yılında yaklaşık 300 gigavat güneş enerjisi kapasitesi kurarken bu miktar ABD’nin yaklaşık 10 katına ulaştı.

Wang’ın verdiği rakamlara göre Çin’de şu anda 40 nükleer santral inşa edilirken ABD’de inşa halinde yeni bir nükleer santral bulunmuyor.

Almanya’daki enerji maliyetlerinin Çin’in yaklaşık beş katı olduğunu söyleyen Wang, Alman otomotiv sektörünün elektrikli araç pazarındaki dönüşümü de kaçırdığı görüşünde.

Araştırmacıya göre Çin temiz teknolojilerden biyoteknolojiye, havacılıktan yarı iletkenlere kadar geleceğin birçok sektöründe yeni pazar payları kazanmaya devam edecek.

“Çin Avrupa’yı sanayisizleştiriyor”

Wang, Çin'in Avrupa üzerindeki etkisi konusunda da sert değerlendirmelerde bulunuyor.

Çin'in özellikle Almanya'dan başlayarak Avrupa'nın sanayi tabanını aşındırdığını savunan Wang, Avrupa'nın buna karşı Pekin'le yakınlaşmasının da gerçekçi olmadığını düşünüyor. Bunun nedenlerinden biri olarak Çin'in Rusya'nın Ukrayna'ya karşı yürüttüğü savaşa verdiği desteği gösteriyor.

Çin'in temiz teknolojilerdeki liderliğine rağmen enerji sisteminin yaklaşık yüzde 60'ının hâlâ kömüre dayandığına da dikkat çekiyor.

Çin teknolojide güçlü ancak uyguladığı baskıcı rejim nedeniyle kültürel ve finansal süper güç olamayacak

Wang, Çin’in yapay zeka konusunda ABD’nin bir miktar gerisinde bulunduğunu ancak aradaki farkın çok büyük olmadığını ve Çin’in bu alanda Avrupa’dan daha başarılı olduğunu düşünüyor.

Buna karşılık Çin'in ABD'den ayrıldığı iki önemli alanın finans ve kültür olduğunu savunuyor.

Wang’a göre ABD aynı anda teknolojik, askeri, finansal ve kültürel bir süper güç olmayı sürdürüyor. Çin'in sermaye üzerindeki sıkı kontrolü finansal bir süper güce dönüşmesini, devletin kültürel üretim üzerindeki baskısı ise küresel bir kültür gücü haline gelmesini engelliyor. Örnek olarak Çin sanat filmlerinin yetkililer tarafından yıllardır engellendiğine dikkat çekiyor.

Wang: Trump gidecek ama ABD çekim merkezi olmaya devam edecek

Donald Trump’ın ABD üzerindeki etkisine de değinen Wang, Trump’ın en geç 2028’de görevden ayrılacağını ve ABD'nin temel dinamizminin bundan daha kalıcı olduğunu savunuyor.

Wang'a göre ülke hâlâ olağanüstü şirketler kurabilen insanların bulunduğu ve dünyanın yetenekli göçmenlerini kendisine çekebilen bir merkez olma özelliğini koruyor.

Kendisinin Çin’den Kanada’ya, ardından ABD’ye göç ettiğini hatırlatan Wang, yetenekli Çinli ve Fransızların önemli bölümünün hayatlarını hâlâ ABD’de kurmak istediğini belirtiyor.

Avrupa için çok daha karamsar: “Avrupa'nın motoru bozuldu”

Wang’ın en sert değerlendirmeleri ise Avrupa’ya ilişkin. Araştırmacı, Avrupa'nın Çin karşısında sanayi rekabetinde, ABD karşısında ise biyoteknoloji, finansal hizmetler ve yapay zeka gibi alanlarda gerilediğini savunuyor.

Avrupa ekonomisini bir “mozole ekonomisi” olarak nitelendiren Wang, “motorun bozulduğunu” öne sürüyor.

Almanya’da AfD, Fransa’da Rassemblement National ve İngiltere’de Reform UK gibi sağ popülist partilerin yükselişine işaret eden Wang, Avrupa’nın Trump’ı eleştirirken benzer siyasi güçlerin kendi içinde de büyüdüğünü savunuyor.

Avrupa için tamamen umutsuz olmadığını belirten Wang, daha çevik hareket edebilen ülkelerin diğerlerinden daha başarılı olabileceğini düşünüyor ve İsveç, Danimarka ile İsviçre’yi buna örnek gösteriyor.

Kaynak: Le Monde

:
share
Siteyi Telegram'da Paylaşın
Siteyi WhatsApp'ta Paylaşın
Siteyi Twitter'da Paylaşın
Siteyi Facebook'ta Paylaşın