Ebola virüsünün 1976’daki keşfinde rol oynayan ve viroloji alanında dünyanın önde gelen isimlerinden biri olan Prof. Jean-Jacques Muyembe, Le Monde’a verdiği röportajda salgının yayılma hızının olağanüstü olduğuna dikkat çekti.
84 yaşındaki Muyembe, halen Kinşasa’daki Ulusal Biyomedikal Araştırma Enstitüsü’nün direktörlüğünü sürdürüyor.
Üç ayda 2018 salgınının bilançosuna yaklaştı
Muyembe’ye göre mevcut salgının en çarpıcı özelliği yayılma hızı. Demokratik Kongo Cumhuriyeti’nde bugüne kadar kaydedilen en ölümcül Ebola salgını 2018’de başlamış ve 22 ay sürmüştü. O salgında 2 bin 287 kişi yaşamını yitirmişti. Mevcut salgında ise yalnızca yaklaşık üç ay içinde can kaybı 1.960’a ulaştı.
Demokratik Kongo Cumhuriyeti makamlarının 8 Ağustos verilerine göre 4 bin 294 doğrulanmış vakada 1.960 kişi yaşamını yitirdi. Muyembe, gerçek vaka sayısının resmi rakamların çok üzerinde olabileceğine dikkat çekti. Kongo hükümeti salgını resmen 15 Mayıs’ta doğrulamıştı.
Jean-Jacques Muyembe, gazeteye yaptığı değerlendirmede bunun daha önce karşılaşmadıkları ölçüde hızlı bir yayılım olduğunu belirtti. Salgın başlangıçta üç sağlık bölgesinde görülürken kısa süre içinde 53 sağlık bölgesine yayıldı. Etkilenen il sayısı da üçten beşe yükseldi.

Prof. Jean-Jacques Muyembe-Tamfum
Fotoğraf: Institute of Tropical Medicine Antwerp
Salgın ocak ayından beri yayılıyor olabilir
Viroloji uzmanı, salgının kontrol altına alınamamasının temel nedenlerinden birinin geç tespit olduğunu düşünüyor. Virüsün muhtemelen Ocak 2026’dan itibaren yayılmaya başladığını ancak salgının nisan veya mayıs ayına kadar tespit edilip doğrulanamadığını belirten Muyembe, bu sürenin Ebola’nın toplulukların içine yerleşmesine olanak sağladığını söyledi.
Salgının resmi olarak tanınmasının ardından da sağlık ekiplerinin virüsün yayılma hızına yetişmekte zorlandığını kaydetti.
USAID’in dağıtılması gözetim sistemini zayıflattı
Kongo Demokratik Cumhuriyeti daha önce 17 Ebola salgını yaşamış olması nedeniyle salgınlarla mücadelede önemli deneyime sahip ülkeler arasında kabul ediliyor. Muyembe’ye göre mevcut salgınsa, ülkenin sağlık sisteminin ciddi biçimde zayıfladığı bir dönemde ortaya çıktı.
ABD Uluslararası Kalkınma Ajansı’nın (USAID) 2025 yılı başında dağıtılmasının ülke genelindeki salgın gözetim mekanizmasını zayıflattığını söyledi. Bunun yanında salgının ülkenin doğusundaki yoğun nüfuslu bölgelerde yayılması mücadeleyi daha da güçleştirdi. Bölgedeki silahlı çatışmalar ve yoğun madencilik faaliyetlerinin neden olduğu hareketlilik de virüsün yayılmasını kolaylaştıran etkenler arasında gösteriliyor.
“Müdahale yavaş ve etkisiz”
Muyembe, Kongo makamları ile uluslararası ortakların salgınla müdahale yöntemlerini de eleştirdi. Müdahaleyi “yavaş ve etkisiz” olarak nitelendirdi. Ekiplerin salgını kontrol altına almak yerine sürekli virüsün yayılmasına yetişmeye çalıştığını ifade etti. Muyembe’ye göre sorunlardan biri ulusal müdahalenin koordinasyonunda yaşanıyor.
Salgınla mücadelenin koordinasyonu 2022’de kurulan Ulusal Halk Sağlığı Enstitüsü’ne verildi. Ancak Muyembe, salgın başladığında kurumun henüz yapılanma sürecinde olduğunu ve daha önce Ebola salgınlarını yönetmiş Ulusal Biyomedikal Araştırma Enstitüsü’nün deneyimine sahip olmadığını söyledi.
Uluslararası ortaklar arasında da yeterli koordinasyon kurulamadığını savunan uzman, farklı kuruluşların ortak bir organizasyon içinde hareket etmek yerine kendi faaliyetlerini göstermeye çalışmasının müdahaleyi zayıflattığını belirtti.
Ebola’nın 1976’daki keşfini anlattı
Prof. Muyembe, Le Monde röportajında Ebola virüsünün yaklaşık 50 yıl önce nasıl keşfedildiğinin öyküsünü de anlattı. 1976’da ülkenin batısındaki Ekvator bölgesinde bulunan Yambuku’daki bir Katolik misyonunda gizemli ve ölümcül bir hastalık ortaya çıktı. Sağlık Bakanlığı, Muyembe ile askeri epidemiyolog Dr. Omombo’yu bölgeye gönderdi.
İlk şüphe tifo ateşiydi. Hastalardan alınan örneklerde ve klinik tabloda sıra dışı bulgular görüldü. Enjeksiyon yapılan bölgelerde kanamanın devam etmesi ve hastaların aşırı halsizliği dikkat çekiyordu. Kullanılan geniş spektrumlu antibiyotikler ve sıtma ilaçları da etkili olmuyordu.
Muyembe’nin aktardıklarına göre bölgeye vardıkları gece üç hemşire hayatını kaybetti. Ertesi gün birlikte kaldıkları bir rahibe de hastalandı. Başlangıçta bir hafta sürmesi planlanan görev bunun üzerine yalnızca 24 saat sonra sona erdirildi. Hasta rahibe ve alınan örnekler Kinşasa’ya götürüldü.
Tifo testlerinin negatif çıkmasının ardından yeni örnekler Belçika’ya gönderildi. Daha sonra Ebola adı verilecek yeni virüs burada elektron mikroskobu altında tespit edildi.
Ebola’nın doğal kaynağı hâlâ bilimsel bir bilmece
Ebola’nın hayvanlardan insanlara geçen zoonotik bir virüs olduğu biliniyor ancak virüsün doğadaki kesin rezervuarı konusunda araştırmalar sürüyor. Muyembe’ye göre en güçlü şüphelilerden biri yarasalar.
1976’da Sudan’da ortaya çıkan ilk salgının, çatısında çok sayıda yarasanın bulunduğu bir pamuk fabrikasında başlamasına dikkat çeken Muyembe, insanların bu hayvanların dışkılarıyla temas etmiş olabileceği varsayımını hatırlattı.
Ormansızlaşma riski artırıyor
Dünyanın en büyük yağmur ormanı alanlarından birine sahip Demokratik Kongo Cumhuriyeti’nde ormansızlaşmanın artması da Ebola açısından önemli bir risk olarak görülüyor. Muyembe, ormanların yok edilmesi ve ormanlık alanların ekonomik faaliyetlere açılmasının insanlarla vahşi hayvanlar arasındaki teması artırdığını söyledi.
Daha önce seyrek nüfuslu alanlara insanların yerleşmesi veya bu bölgelerde madencilik ve benzeri faaliyetlerin yaygınlaşması, insanların virüsün muhtemel doğal rezervuarlarına yaklaşmasına neden oluyor. Bu da hayvanlardan insanlara virüs geçişi riskini yükseltiyor.
Bundibugyo türü için aşı sorunu
Muyembe, Ebola araştırmalarının büyük bölümünün geçmiş salgınların yaklaşık yüzde 90’ından sorumlu olduğunu söylediği Zaire Ebola türüne yoğunlaştığını belirtti. Zaire türüne karşı aşı ve bazı spesifik tedaviler geliştirilmiş durumda.
Bundibugyo türü ise daha nadir görüldüğünden araştırmaların daha sınırlı kaldığı belirtiliyor.
Muyembe, nadir görülen bir virüs türüne karşı aşı geliştirilmesinin ekonomik boyutuna da dikkat çekerek, üretim ve dağıtımı sürdürecek büyüklükte bir pazar bulunup bulunmayacağı sorununun araştırmaları etkilediğini ifade etti.
Virolog ayrıca Ebola’nın Avrupa’ya yayılması halinde aşı veya tedavi çalışmalarının muhtemelen daha hızlı ilerlemiş olabileceğini söyledi. Ebola ile mücadelenin tek bir ülke veya bölgenin değil, küresel toplumun sorunu olduğunu vurguladı.
İki klinik çalışma devam ediyor
Demokratik Kongo Cumhuriyeti’nin doğusundaki Bunia ve Mongbwalu’da halen iki klinik çalışma yürütülüyor. Çalışmalar Fransa’daki ANRS Yeni Gelişen Bulaşıcı Hastalıklar biriminin desteğiyle gerçekleştiriliyor.
Çalışmalardan birinde monoklonal antikor ile antiviral ilacın birlikte kullanılmasının daha etkili olup olmadığı araştırılıyor. İkinci çalışmada ise monoklonal antikorların virüse maruz kalan kişileri hastalıktan koruma kapasitesi değerlendiriliyor.
Muyembe’ye göre çalışmalardan anlamlı sonuçların ortaya çıkması için birkaç ay daha gerekiyor.
Gerçek vaka sayısı iki ila dört kat fazla olabilir
Salgının gerçek boyutuna ilişkin ciddi belirsizlik bulunuyor.Gazetenin aktardığına göre Dünya Sağlık Örgütü temmuz ortasında salgının gerçek büyüklüğünün Kongo hükümetinin resmi tahminlerinin iki ila dört katına ulaşabileceğini belirtmişti.
Muyembe de resmi rakamların gerçek tabloyu yansıtmadığı görüşünde. Salgın gözetiminin yeterince güçlü olmadığı bölgelerde hastaların evlerinde kalması nedeniyle birçok vakanın tespit edilemediğini belirten uzman, toplumun salgınla mücadeleye katılımının da kritik önem taşıdığını söyledi.
Gözetim ve vaka tespit sistemlerinin geliştirilmesiyle resmi vaka sayısının daha da yükselmesinin beklendiğini ifade etti.
Hayvanlardan insanlara bulaşma
Bilim insanları, Afrika meyve yarasalarının ortoebola virüslerinin doğadaki yayılımında rol oynadığını düşünüyor. Meyve yarasalarının virüsün doğal kaynağı veya rezervuarlarından biri olabileceği değerlendiriliyor.
Virüs taşıyan hayvanlar, enfekte vücut sıvıları veya bu sıvılarla kirlenmiş materyaller aracılığıyla diğer hayvanlara bulaştırabiliyor.
Enfekte bir hayvandan virüsün ilk kez insana geçmesine “yayılma olayı” adı veriliyor. Bu geçiş, enfekte hayvanların avlanması, kesilmesi, işlenmesi veya tüketilmesi sırasında kan, doku ve diğer vücut sıvılarıyla temas sonucunda gerçekleşebiliyor. Yarasalar, primatlar ve orman antilopları bulaşmayla ilişkilendirilen hayvanlar arasında bulunuyor.
İnsanlar arasında nasıl bulaşıyor?
Virüsün hayvandan insana geçmesinin ardından Ebola kişiden kişiye yayılabiliyor.
Bulaş, Ebola hastalığına yakalanmış veya hastalık nedeniyle hayatını kaybetmiş bir kişinin kanının ya da diğer vücut sıvılarının açık yara veya hasarlı deriyle; göz, burun ve ağız gibi mukozalarla temas etmesi sonucunda gerçekleşebiliyor.
Bulaşmaya neden olabilecek vücut sıvıları arasında kanın yanı sıra idrar, tükürük, ter, dışkı, kusmuk, anne sütü ve amniyotik sıvı bulunuyor.
Hastanın vücut sıvılarıyla kirlenmiş giysiler, yatak takımları, şırınga ve diğer tıbbi ekipmanlarla temas da virüsün bulaşmasına yol açabiliyor.
Ebola nedeniyle hayatını kaybeden kişilerin bedenlerinde virüs bulunmaya devam edebildiğinden, cenaze ve defin işlemleri sırasında korunmasız temas da yüksek bulaşma riski taşıyor.
Ebola hava yoluyla bulaşıyor mu?
Ebola, grip veya COVID-19 gibi solunum yolu virüsleri gibi yayılmıyor. Yalnızca Ebola hastası bir kişinin yakınında bulunmak hastalığın bulaşması için yeterli değil.
Virüsün bulaşabilmesi için enfekte kan veya diğer vücut sıvılarının ya da bunlarla kirlenmiş materyallerin açık yara, hasarlı deri veya mukozalarla temas etmesi gerekiyor.
Hasta ne zaman bulaştırıcı hale geliyor?
Ebola hastalığına yakalanan kişiler belirtiler ortaya çıktıktan sonra virüsü başkalarına bulaştırabiliyor. Belirtiler başlamadan önce hastaların Ebola virüsünü başkalarına bulaştırdığı reddediliyor.
Hastalığın ilerlemesiyle birlikte vücuttaki virüs miktarı artabildiğinden bulaşma riski de yükselebiliyor. Ebola nedeniyle hayatını kaybeden kişilerin bedenleri bu nedenle özellikle yüksek bulaşma riski taşıyabiliyor.
İyileşen kişiler virüsü bulaştırabilir mi?
Ebola'dan iyileşen bazı kişilerde virüs, belirtiler ortadan kalktıktan sonra da bağışıklık sisteminin erişiminin daha sınırlı olduğu bazı vücut bölgelerinde kalabiliyor.
Bunun en önemli örneklerinden biri meni. Ebola'dan iyileşen bazı erkeklerde virüs bir süre menide kalabildiğinden cinsel temas yoluyla bulaşma mümkün olabiliyor.
Virüsün bu bölgelerde bulunup bulunmadığı ve ne kadar süre kalabildiği kişiden kişiye değişiyor. Buna karşılık, Ebola hastalığından iyileşmiş kişilerin vajinal sıvıları aracılığıyla virüsün bulaştığını gösteren bir kanıt bulunmuyor.
Kaynaklar : Le Monde - CDC (ABD Hastalık Kontrol ve Korunma Merkezleri)













Yorumunuz